tw

KİTLESEL AYAKLANMALARDA SOSYAL MEDYA FAKTÖRÜ

Gezi Olayları,Arap Baharı ve Sanal Kaos

Teknolojinin hızla ilerlemesi kitlesel iletişim araçlarını da büyük bir değişime uğrattı.Bu değişimin birey ve toplum üzerindeki etkilerini sorgulamaya çok fazla  vaktimiz olmadı.Değişim o kadar hızlıydı ki sistemi kuranın öngördüğü üzere  sorgulamadan da ayak uydurmalıydık.Eski iletişim araçları ile genellikle monolog gerçekleşen iletişim sürecinin  klasik tanımlamasından ve amacından hızla kopmasıyla “interaktif, çok boyutlu ve karşılıklı anlık  etkileşim sağlayan” bir iletişim süreci başladı. Buna bağlı olarak günümüzde toplumu etkileyen birçok gelişme artık direkt olarak “sosyal medyadan” etkilenerek şekillenmeye başladı.

Sosyal medya kullanımında paylaşımda bulunan her birey eşit olduğundan  ve her bireye eşit koşullar sunulduğundan bireylerin kafasında sosyal medyanın demokrasi veya özgürlük alanı tezahürünün oluşması doğaldır. Bunda batının sosyal medyayı  “demokrasiyi yaygınlaştırıcı araçlar” olarak pazarlaması faktörünü de göz ardı etmemek gerekir. Bu sebepledir ki  siyasi otoritenin sosyal medya üzerinde  en ufak bir müdahalesi veya engellemesi toplumda demokrasi karşıtı , baskıcı otorite algısı yaratmaktadır.

 KİTLE “ETKİLEŞİM” ARACI OLARAK SOSYAL MEDYA

Sosyal medyayı yeni bir kitle iletişim aracı olarak tanımlamaktan ziyade günümüz koşullarında kullanım amacı dikkate alındığında “kitle etkileşim aracı” olarak tanımlamayı tercih ederim. Kaldı ki eski kitle iletişim araçlarından en büyük farkı da “kitleler arasında  iletişim ve bilgi akışı sağlayarak , anlık etkileşim ile toplum üzerinde harekete geçirme” gücünü barındırmasıdır.

Küreselleşmenin sınırları ortadan kaldırarak ortak, homojen bir dil, kültür ve toplum yaratma fikrine odaklandığı düşünüldüğünde , bu hedef ulus sınırlarının ötesinde bir örgütlenme gerektirmektedir. Bu sebeple sosyal medya araçlarının dünyanın her noktasındaki insanlara ulaşarak ve hatta insanların bilinç altına dokunarak küreselleşmeye giden yolda bir örgütlenme aracı olarak tasarlandığı rahatlıkla söyleyebiliriz.

ARAP BAHARINDA SOSYAL MEDYA FAKTÖRÜ

2011 yılının başlarında  başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan halk hareketlerinin örgütlenme ve iletişim aracı olarak sosyal medya araçlarından yararlanılmasının ardından sosyal medyanın tasarlanma amacının da ifşa olmaya başladığını söyleyebiliriz.

Aslında dünyanın birçok yerinde meydana gelen bu tür kitlesel hareketlenmeler sosyal medya ile ortaya çıkmadı ama ilk kıvılcımla geniş kitlelere yayılmasında önemli bir araç işlevi gördü. Radyo, gazete, el ilanı imkanının olmadığı yerlerde “fısıltı gazetesi” devreye girdi. Klavye başında kasıtlı ve bilinçli olarak insanları ayaklanmaya sürükleyecek, linç psikolojisi yaratacak gerçekliği dahi tartışılır  bilgi ve görüntüler hazırlandı, plan işlemeye başladı.

Arap Baharı olarak adlandırılan ve Tunus’ta başlayan süreç 17 Aralık 2010’da 26 yaşındaki bilgisayar mühendisi Muhammed Buazizi’nin bir arabaya doldurduğu sebze meyveyi satarken zabıtalara yakalanması ve mallarına el konan gence zabıtanın tokat atması sonucu, Buazizi’nin bunu protesto için valiliğin önünde kendini yakması ve ölmesi ile başladı.Bu olayı takip eden günlerde sosyal medya üzerinden hızla yayılan ayaklanma sürecinde halk sosyal medya üzerinden birbirlerine çağrıda bulunmuş, bir sonraki protestonun nerede, ne zaman, nasıl olacağını birbirleriyle paylaşmış ve yaptıkları protestoların video ve fotoğraflarını Twitter, Facebook ve Youtube gibi mecralar üzerinden paylaşmışlardır .Örneğin Yotube’da ayaklanmalar başladıktan sonra ki 18 gün içinde ayaklanmaların başladığı kent ile ilgili 30.000 video paylaşımı yapıldı. Arap Baharının kitlesel niteliğe dönüşmesinde ve diğer ülkelere hızla yayılmasında teknolojinin etkisi göz ardı edilemez. Özellikle Tunus ve Mısır’da internet, siyasete ivme kazandıran işleviyle ön plana çıkmıştır. Facebook, Twitter, Youtube ve benzeri sosyal ağların kullanımının yaygınlaşması ile Arap toplumları daha fazla paylaşımda bulunmaya başlamış, halklar arasındaki fiziki sınırlar tüm etkisini kaybetmiştir .Arap Baharı sürecinde sosyal medya önemli roller üstlenmişse de bu her ülkede benzer etkide olmamıştır. İlk olarak Tunus’ta başlayan ayaklanmalar Cezayir, Lübnan, Ürdün, Sudan, Umman, Yemen, Suudi Arabistan, Cibuti, Fas, Bahreyn, İran, Irak, Suriye, Kuveyt ve Libya dahil bir çok ülkeye de sıçramıştır. Sonuç: Etkili olduğu ülkelerde yeniden şekillendirilen sınırlar ve yüz binlerce ölüm(ne yazık ki devam ediyor…)

SOSYAL MEDYA “SEBEP DEĞİL ARAÇ”

Evet  belki  bütün bunların sebebi sosyal medya değildi ama sosyal medya aracı olmasaydı bir çok ülkede milyonlarca insanın aynı zaman diliminde örgütlenmesi ve ayaklanması da mümkün olmayacaktı. Başta da dediğimiz gibi oyun kurucu tüm oyunu “küreselleşme ve tek yönetici güç” üzerine kurarken en büyük silahı her ülkenin yapısal analizine göre toplumda farklılıklardan doğan çatışmalarla kaos ortamı yaratmak ve kaos ortamından faydalanarak ülkeleri dizayn etmek üzerine kurmuştur. İşte bu noktada da ; “örgütleme” “ayaklandırma” ve “isyan ettirme” bunun ilk aşaması ise araç bellidir, sosyal medya…

NEDEN HEP ORTADOĞU ?

“Kanallara çıkan bir takım analistler, sosyal ağların artık demokrasiden uzaklaşan yönetimleri hizaya getirecek kadar güçlendiğini heyecanla anlatıyordu. Programlarda atılan başlıklar ise şöyleydi : “SOSYAL MEDYA DEVRİMLERİ” , FACEBOOK VE TWİTTER DİKTATÖRLERİ DEVİRİYOR” vs. vs.

İnternetin doğasından bihaber sunucuların biri bile çıkıp “İnternet küresel bir ağ yapısı ama bu halk hareketleri neden sadece Ortadoğu’da gelişiyor neden Çin veya Afrika’daki bir diktatörlüğü yıkacak güçte değil bu sosyal medya ? sorularından birisini dahi sormadı.” (Polat,2011:31)

GEZİ PARKI OLAYLARINDA SOSYAL MEDYA FAKTÖRÜ

Küreselleşmenin toplumsal hareketleri ve isyanları  bile aynılaştırması , isyanların bile küresel olarak pazarlanması  sürecini üretmektedir. Gezi Parkı olaylarının başlangıcında öne sürülen sebep  kesilen ağaçlar için mücadeleydi. Taksim Meydanında, çoğu gerçeği yansıtmayan ancak insanlarda öfke yaratacak  görüntüler öyle hızlı bir şekilde sanal ortamda yayıldı ki öfke bir anda katlandı ve ‘SANAL KAOS’ başladı. Sosyal medyanın sınırsız gücü ile örgütlenen insanlar / gruplar oldukça hızlı bir şekilde organize olarak, bu gibi durumlara pek alışık olmayan ve hazırlıksız yakalanan devlet otoritesini zaafa uğratmaya çalıştı.

 

Gezi Parkı sürecinde ilk göze çarpan  Türkiye’deki aktif  Twitter kullanıcı sayısındaki muazzam artıştır.Gösterilerin yoğun olarak yaşandığı 29 Mayıs tarihinden 10 Hazirana kadar olan zaman diliminde Türkiye’deki aktif  Twitter kullanıcısındaki artış grafikte de görülmektedir.”BU OLAYLARA KADAR 1,8 MİLYON OLAN TWİTTER KULLANICI SAYISI OLAYLARIN ÇIKMASI İLE YAKLAŞIK 10 MİLYONA YÜKSELMİŞTİR.” Olaylarda en büyük bilgi trafiği Twitter üzerinden gerçekleşmiştir. Ülke bazından incelersek Gezi parkı ile ilgili atılan tweetlerin %70’i Türkiye içerisinden, %30’unun ise farklı ülkelerden atıldığı göze çarpmıştır. Mesajların dağılım oranına göre ise Türkiye’yi Almanya, İngiltere, Kanada ve Hollanda takip etmiştir.


Gezi Parkı olayları sürecinde en çok kullanılan ve Türkiye de birçok kez en çok konuşulanlar listesine giren  #direngezi etiketi 27 Mayıs itibari ile yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış 31 Mayıs -2 Haziran tarihleri arasında Türkiye’nin en kalabalık şehirleri olan İstanbul, Ankara ve İzmir’de ciddi anlamda ivme kazanmıştır. Sürecin en popüler etiketi olan #direngezi 31 Mayıs-8 Haziran tarihleri arasında tüm Türkiye’ye yayılmış, 12 Haziran tarihinde de en geniş yelpazeye ulaşmıştır. Gezi Parkı gösterilerinde sosyal medya platformları göstericiler tarafından etkin bir şekilde kullanılmıştır.

 Gezi Parkı olaylarının şiddet dönüşmesinde marjinal sol grupların ve bazı medya organlarının yaptıkları planlı kara propaganda  etkili olmuşsa da  sanat camiasından eylemlere katılan ünlülerin olması , bazı sivil toplum kuruluşlarının yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinden vatandaşları Gezi Parkına çağırarak olayların büyümesinde önemli bir rol oynadıkları görülmüştür. Özellikle Twitter ve Facebook üzerinden kamu düzenini tehdit eden çağrılar yapılmış ve bu çağrılara uyarak toplanan gruplar kamu düzenine ve güvenliğine büyük  zararlar vermişlerdir.( “Social Media and Riots: Case Study of Gezi Park Demonstration”Fuat Altunbaş)

İlk bakışta masumca başlamış gibi görünen  ve sosyal medyanın da etkisiyle hızla yayılan  bu sürecin; birçok ülkeyi geri dönülemez bir kaosa ve hatta parçalanmaya sürüklediği göz önüne alındığında ( tüm hazırlıksızlığına rağmen Türkiye’nin üstesinden gelmeyi (zararsız bir şekilde  olmasa da ) başardığını  söylemek mümkün. Ancak diğer taraftan da gerektiğinde kullanılmak üzere bir “yöntem” insanların bilincine yerleştirildi ve provası yapıldı. Belirli aralıklarla da denendiğine şahit olmaktayız , olacağız da…

Sonuç olarak sosyal medyanın yalnızca bir kitlesel iletişim aracı olarak ortaya çıkmadığı aslında tüm açıklığıyla ortada…Ancak bireysel olarak kontrol ve tercihin bizde olduğunu unutmamak gerekir. Hangi amaçla kullanıcılarla buluşturulmuş olursa olsun bilinmesi gereken , sosyal medyanın bir araç olduğu ve bu aracı kullanım amacını bizim belirleyebilme özgürlüğümüzün olduğudur. Bireysel olarak zarar getirecek değil, fayda sağlayacak  şekilde kullanım “ölçümüz” olmalıdır.Diğer taraftan da benzer durumlara karşın siyasi otoritenin alması gereken önlemlerin somutlaştırılması ve sınırlarının çizilmesi gerekmekteyse de ; Ülkemizde suç oluşturan bir eylemin , başka bir ülkede  suç olarak tanımlanmadığı ve Google, Yahoo, Facebook, Skype, Hotmail, Twitter, Youtube gibi internet ortamında yaygın olarak kullanılan yer sağlayıcı firmaların merkezlerinin de Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunduğu dikkate alındığında ,  alınacak önlemlere ilişkin çalışmaların Uluslararası Platforma taşınması gerektiği gerçeği de göz ardı edilemez.

                                                                                                                        Avukat Selihan Dicle ŞİMŞEK

**İlk yayınlanma : http://www.bilgicagihaber.com/yazi/kitlesel-ayaklanmalarda-sosyal-medya-faktoru-28