site foto

Bylock Uygulamasının Detayları ve Hukuki Delil Vasfı – Tespitler

FETÖ/PDY YAPILANMASININ SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ OLDUĞU VE BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİNİN MÜNHASIRAN BU ÖRGÜT ÜYELERİ TARAFINDAN KULLANILMAKTA OLAN BİR AĞ OLDUĞUNA DAİR YARGITAY 16.CEZA DAİRESİNİN 2015/3 ESAS,2017/3 KARAR SAYILI KARARI:

ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;

2937 sayılı MİT Kanununun 6.maddesinin “d” bendinde; Milli İstihbarat Teşkilatının görevlerini yerine getirirken; gizli çalışma usul, prensip ve tekniklerinin kullanılabileceği “g” bendinde Telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4.maddesinin “i” bendinde ise, dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla yükümlü olduğu görülmektedir.

Yine Anayasanın haberleşme hürriyeti başlığı ile düzenlenen 22.maddesinde herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu, haberleşmenin gizli olduğu, haberleşmenin milli güvenlik, suç işlenmesinin önlenmesi, hak ve özgürlüklerin korunması gibi sebeplerden biri ve birkaçına bağlı olarak hakim kararıyla gecikmesinde sakınca olan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin emri ile kısıtlanabileceği kabul edilmiş ve aynı maddenin 3.fıkrasında “istisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunla belirtilir.” hükmüne yer verilmiştir. Milli İstihbarat Teşkilatının, kanunla istisnaların uygulanacağı kurum olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir.

Milli İstihbarat Teşkilatınca,bu yetkiye dayanarak teşkilata özgü teknik istihbarat usul araç ve yöntemleri kullanılmak suretiyle ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler ile uygulama sunucusunun ve IP adreslerinin satın alındığı, e-posta adreslerinin içerikleri başta olmak üzere muhtelif veriler elde edildiği, düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyaller Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırılmıştır.

Millî İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci Bölümünde yer alan suçlar hariç olmak üzere, adli mercilerce istenemez. Türk Ceza Kanununun ilgili bölümünde “devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk” başlığıyla devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin bilgilerin temin edilmesi, casusluk amacıyla kullanılması ve bu bilgilerin kullanımı ve yayılmasına ilişkin suç düzenlemelerine yer verilmiştir.Bu düzenlemelerle MİT’e adli bir sorumluluk yüklenmektedir. Yani MİT “devlet sıralarına karşı işlenen suçlar ve casusluk konularında uhdesinde bulunan bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizleri adli merciler istediği takdirde vermek zorundadır.

Oysa anılan kanunun 4.maddesinin “i” bendindeki “…terörle mücadele konusunda her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmak” biçimindeki düzenleme MİT’e idari bir görev ve sorumluluk yüklemiştir.

Dolayısıyla MİT, devletin güvenliğini tehdit eden bir terör örgütü ile ilgili elde ettiği verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Buna göre gönderilen materyalin içeriğinin takdirini MİT kendisi yapacaktır.

MİT’in yasal olarak elde ettiği dijital materyaller ve teknik analiz raporunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştırılması ile birlikte artık adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, yürütülen soruşturmalar kapsamında Mili İstihbarat Teşkilatı tarafından FETÖ/PDY silahlı terör örgüt üyeleri tarafından kullanılan kapalı devre iletişim programı olan ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine adli süreci başlattığı,  CMK 134.maddesi gereğince alınan inceleme, kopyalama ve çözümleme kararına istinaden içerisinde ByLock verilerinin tamamını içeren harici haddisk ve abonelik listesinin bulunduğu flash belleğinin imajını içerir harddisk gönderilerek ByLock ile ilgili yazışmaların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekli araştırma ve soruşturma işlemlerinin yapılarak,ulaşılan tespitleri içerir raporun gönderilmesinin istendiği tespit edilmiştir.

ByLock sisteminin, örgütsel bir delil olup olmadığı veya örgütün kullanımında olan bir iletişim sistemi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinden önce, bir iletişim sisteminin ne şekilde örgütsel bir iletişim sistemi olabileceğinin ortaya konulması gerekir.

“Bir kişinin mobil telefon cihazında veya bilgisayarında, özel bir iletişim ağına dahil olduğuna dair bir program kullanılabilir. Bu özel iletişim ağını sadece belirli kişilerin kullanabilmesi ve bu ağa girebilmesi için, ağı kullanan bir veya birçok kişinin referansına gerek bulunması, başlı başına suç oluşturmaz. Ancak, bu iletişim ağının suç işlemek amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bir suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağ olduğunu somut delillere dayanması halinde, bu ağ dahil olunan kişiye “şüpheli” sıfatını izafe edilmesinde herhangi bir sorun yoktur. Bunun için ağa dahil olan kişinin, ağ içinde başka bir kişi ile görüşme yapmış olması da gerekmez…

 Kişinin, suç işlemek amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bir suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağ bu özelliğini bilerek (kasten) dahil olması ve hatta bu ağı iletişim için kullanılması, iletişim içerikleri tespit edilmese bile, hakkında en azından bir suç örgütünün üye olmaktan dolayı mahkumiyet hükmü kurulması için yeterli kabul edilmelidir…” (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8.Bası, AGE-s. 88, 89)

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından KOM Daire Başkanlığı bünyesinde uzman bir ekip görevlendirildiği, bu uzman ekip aracılığıyla ByLock veri tabanı incelenmesi işlemlerine başlandığı, yapılan incelemede ByLock uygulamasında;

  • 215 Bin 092 User ID,
  • 31 Bin 886 Arkadaş Grubu,
  • 17 Milyon 169 Bin 045 Mesaj İçeriği,
  • 3 Milyon 158 Bin 388 E-Posta İçeriği olarak veri ve mesaj bulunduğu tespit edilmiştir.

1- ByLock sisteminin mahiyeti;

ByLock Kriptolu Haberleşme Uygulamasında,

– Kriptoplu anlık mesajlaşma,

– E-posta ile mesajlaşma,

– Kişi listesi (Arkadaş ekleme),

– Grup mesajlaşmaları,

– Kriptoplu sesli görüşme,

-Görüntü/Belge gönderebilme (Dosya paylaşımı) özelliği bulunduğu tespit edilmiştir.

Anlık mesajlaşma özelliği; Uygulama içerisinde kişilerin, peş peşe ve karşılıklı olarak mesajlaştıkları, bu mesajlaşmaların ilk bakışta günlük konuşma içeriklerine sahip olmadıkları, büyük çoğunluğunun mahiyeti itibariyle siyasi ve FETÖ Terör örgütünün faaliyetlerini devam ettirebilmesi açısından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet organizasyonları, açığa alman veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini gibi örgütsel içeriklere sahiptir.

E-posta ile mesajlaşma özelliği; Uygulama içerisinde, anlık mesajlaşma aksine gönderen ve alıcının aynı zaman diliminde konuşma içerisinde olmadığı, uzun metinlerin paylaşıldığı, metin içeriğinde ilk bakışta örgütü motive edici söz ve cümlelerin kullanıldığı, FETÖ terör örgütü lideri ve elebaşı Fetullah GÜLEN’in isminin sıkça kullanılarak, talimat ve görüşlerinin paylaşıldığı, genel olarak Fetullah GÜLEN’in ‘Hocaefendi, HE ve h.e. olarak kodlandığı’ görülmüştür. Maillerin büyük bir bölümünde, Türkiye Cumhuriyetini uluslararası düzeyde zora düşürebilmek için terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan bir takım internet adreslerinin paylaşıldığı ve örgüt mensuplarının VPN kullanarak yani yurt dışından mail atılıyor gibi göstererek bu internet sitelerinde bulunan anketleri desteklemelerinin istendiği, Terör örgütü elebaşından alınan bilgi, motive edici sözlerin ve talimatların kullanıcılar arasında ‘forward’ edilerek yani, başka bir kullanıcıdan alınan mailin başka kullanıcılara aktarılarak kullanılmıştır.

Grup özelliği; Uygulamanın kullanıcıya grup oluşturma, gruba eklenme olanağı sağladığı, birden fazla grup oluşturulabildiği ve üye olunabildiği, arkadaş grupları, sosyal, mesleki ve öğrenim adları olarak adlandırılabildiği bir bölüm olduğu ayrıca FETÖ Terör örgütünün sıkça kullandığı ve kendine özgü oluşturduğu (Bölge Bayan, Etütcüler, Ev ahileri, İmamlarım, Okulcular, 8 abiler, 8 birimciler, 8 büyük bölge, Bölgeciler, II Mezuncular, Talebeciler, Üniversiteciler, Zaman Gönüllüler, Mesul, Mesuller, İzdivaç) grup isimlerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

Sesli görüşme özelliği; Uygulamanın kullanıcılar arasında sesli konuşma yapabilme imkanı tanıdığı, bir çok kullanıcının uygulama üzerinden birbirleriyle görüşmeler yaptığı, görüşmelere ait tarih ve saat gibi bilgiler ile arama işleminin başarılı olup olmadığı ve görüntü ya da dosya gönderip göndermediğinin görüldüğü ancak görüşme içeriklerinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Görüntü/Belge gönderebilme özelliği; Uygulamaya ait veriler incelendiğinde görüntü ya da dosya gönderildiğine dair bir bilgi mevcut olmasa da çağrı geçmişleri irdelendiğinde bazı çağrıların boyut bilgilerinin olduğu, normal sesli iletişimde böyle bir boyutlandırma sisteminin bulunmadığı, görüntü ve belge gönderimi sağlandığında, boyut bildirme işleminin sistem tarafından kendiliğinden yapıldığı, genel bilişim kuralı olduğundan ByLock uygulamasında ki boyut bilgilerinin, kullanıcı tarafından gönderilmiş bir görüntü dosyası ya da belge olabileceği anlaşılmıştır.

ByLock uygulaması irdelendiği ve yukarıda anlatıldığı haliyle, zaman ve mekana bağlı kalmayan ve haberleşme içeriğine sahip bir medya aracıdır. Yapısı ve yazılım mantığı itibariyle, teknik manada günümüz anlık mesajlaşma uygulamaları gibi kişiler arası anlık haberleşmeyi sağlayacak bir yapıdadır.

ByLock Uygulamasının içerisinde bulunan profil bölümünde bulunan “Publicmessage” olarak adlandırılan, anlam itibariyle kişilerin durumlarını bildirdikleri yani o anki durumlarını ve hissettiklerini bildirdikleri alan içerisinde, örgüt mensuplarının paylaşmış oldukları durumları, kullanıcıların kendilerini görünmek istedikleri gibi adlandırabildikleri “Kullanıcı Adları”, kullanıcılarının şifrelerinin olduğu “Plain” olarak adlandırılan kısım incelendiğinde, kullanıcıların FETÖ Terör örgütü ile ilgili birçok durum, ad paylaştıkları ve şifrelerini bu doğrultuda oluşturdukları görülmüştür. Bu paylaşımlarda örgütle ilişkili bulunan kuruluş adları başta olmak üzere örgütle ilişkili birçok bilgiye de yer verildiği, örgüt mensuplarının intikam alma duygularını tetikleyici, ümit verici, manevi olarak inanmışlık seviyesini yükseltici, itaat etmeye yönlendirici, sözde hizmet hareketini ve örgüt liderini övücü ve yüceltici, örgüt mensuplarını motive edici sözler kullanıldığı görülmüştür.

Yasa dışı faaliyetlerde bulunan terör ve organize suç örgütlerinin gizliliğe ne kadar önem yerdikleri bilinmektedir. Bununla birlikte Terör örgütleri gizliliği uygularken öncelikli olarak örgüt mensuplarına “kod ismi” vermekte ve örgüt mensubunun deşifre olmaması, kolayca tanınmaması için kod ismiyle hitap edilmektedir.

ByLock haberleşme uygulamasının mesaj içerikleri incelendiğinde örgüt mensuplarının tedbire ve gizliliğe önem verdikleri ve her zaman ön planda tuttukları görülmektedir. Bu örgütün gizliliğe ve tedbire verdiği önemin en önemli örnekleri ise telefonlara yüklenebilen ve gizli, kriptolu haberleşme imkânı sağlayan ByLock, Eagle gibi programlanın kodlamasıdır. Örgüt mensuplarının uygulamaları, VPN olarak bilinen, IP adresini yurt dışı bir IP ye yönlendirip bu şekilde yabancı bir devletten girilmiş izlenimi yaratıp, kendisinin tespit edilmesini imkansız hale getirerek kullanma imkanı sağlayan bir yöntemle kullanmaları ve bu yöntemi kullanmaları konusunda diğer örgüt mensuplarını uyarmalarıdır. FETÖ Terör Örgütünün, diğer yasa dışı oluşumlarla mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe önem verdiği görülmektedir. Bunun sonucu olarak da bir örgüt olduğundan söz etmek mümkündür.

2- Örgütsel ya da kazanç amaçlı bir yazılım olup olmadığı;

FETÖ Terör örgütü mensubu olan ve haklarında örgüt üyeliği suçlamasıyla soruşturma ve kovuşturma yürütülen birçok üst düzey FETÖ Terör örgütü mensubunun yurtdışına kaçtığı, örgüt elebaşının söylemlerine göre yurtdışına kaçan teröristlerin sözde davalarına sadakatle bağlanmalarını sağlamak, örgüt üyelerinin moral ve motivasyon düzeyini yüksek tutmak için “Hicret” olarak nitelendirdiği, üst düzey FETÖ Terör örgütü yöneticisi ile örgüt üyesi ve sempatizanı kişilerin Almanya, ABD, Avusturya, Belçika, Fas, Fransa Güney Afrika, Hollanda, İngiltere, İspanya, Kanada, Libya ve Pakistan gibi daha birçok ülkelerde bu program üzerinden kendi aralarında ve Türkiye sınırlarında bulunan örgüt mensubu şahıslarla haberleştikleri, anlık bilgileri aldıkları, talimat verip talimat aldıkları, Terör örgütü elebaşının talimatlarını, motive edici sözlerini, örgüt mensuplarının sözde davalarına olan inançlarını perçinleyici, gördüğü iddia edilen rüyalarını, paylaştıkları tespit edilmiştir.

Ancak David Keynes adlı kişinin programı yazdığı görünse de mesaj içeriklerinde yabancı ülkede yaşayan bir yabancının sistemde olmadığı, uygulamada mesajlaşmadığı, çok az sayıda yabancı dilde mesajlaşma ve mail bulunduğu, bununda genelde İngilizce yazılması gereken bir takım başvuru veya şikayet metinlerini anlatmak için örgüt mensuplarına ulaştırmak amacıyla gönderildiği ancak mesajlaşan şahısların Türk vatandaşı olduğu, gerek dinlenilme ve mesajların çözülmesine karşın tedbir uygulayarak bu tür bir davranış içerisine girildiği, gerekse dil öğreniminden veya her iki örgüt mensubunun da yurtdışında bulunmasından dolayı yok denecek kadar az sayıda yabancı kelimeler kullandığı tespit edilmiştir.

Piyasada kullanıma arz edilen uygulamaların, maddi kazanç amacı güderek çok geniş kullanıcı kitlelerine yayılması için yazılım şirketleri tarafından kullanıcıların kolay ulaşabileceği ortamlarda yayınlamalarına rağmen, ByLock uygulaması ulaşımı zor bir uygulama olduğu, bazı internet ortamları dışında indirilme imkanın bulunmadığı, ilk etapta kısa bir süre GooglePlay veya Appstore gibi uygulama marketlerden indirilebilmesine rağmen ifadelerden ve mesaj içeriklerinden anlaşıldığı üzere daha sonraki versiyonları tekrar yüklemek için örgüt mensubu aracılar vasıtasıyla USB bellek, hafıza kartları, Bluetooth vasıtasıyla hedef telefona yüklendiği aksi taktirde yüklenemediği, bu nedenle birçok kullanıcının uygulamanın ilk dönemlerinde ki ID numaralarının düşük sayılar olduğu ikinci yükledikleri ID’lerinin ise daha büyük sayılardan oluştuğu (örneğin ilk İD’Sİ-54334 olan şahsın ikinci ID’si-183441 olarak tespit edilmiştir.), normal uygulamaların kullanıcılar arasında çok hızlı bir şekilde yayılarak, çok kısa bir sürede milyonlarca kullanıcı tarafından indirilerek, haberleşme için kullanılabildiği,  ByLock uygulamasının ise kullanıcı durumları irdelendiğinde neredeyse tamamının FETÖ Terör örgütüne iltisakı nedeniyle haklarında soruşturma ve kovuşturması devam eden şahıslarla, örgütün bilinen üst düzey yöneticileri ve örgüt adına hareket eden diğer şahıslar tarafından maddi bir kazanç amacı gütmeden, gizliliğe en üst düzeyde bir tedbir olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.

3- Sistemin, yazılını kurulum ve kimler tarafından kullanıldığı;

-ByLock uygulamasında çözülen mesajların neredeyse tamamının Türkçe olduğu,

-Örgütün yurtdışında yaşayan veya kaçak durumda olan üyelerinin dahi Türkçe mesajlarla anlaştığı,

-Uygulamanın indirilmesi ve kullanılması ile ilgili olarak bazı yabancı ülkelerden bahsedilse bile bahse konu indirme ve kullanma işleminin örgütün yurtdışında yaşayan, yurt dışına kaçan veya “VPN” yöntemiyle IP adresini yurt dışı bir IP ye yönlendirip bu şekilde yabancı bir devletten girilmiş izlenimi yaratıp, kendisinin tespit edilmesini imkansız hale getirerek kullanıma geçen üyelerinden kaynaklandığı,

-Uygulamanın gizliliğine olan güvenlerinden ötürü bazı örgüt mensuplarınca, örgüt toplantılarının gerçekleştirileceği adreslerin ve yapılacak organizasyonları uygulama üzerinden paylaşıldığı,

-ByLock uygulamasını kullanırken dahi gizliliğe ve tedbire önem verilmesi için paylaşımlarda bulunulduğu,

-FETÖ Terör örgütüne yönelik operasyonların hız kazanması sonrasında, örgüt üyelerinin yurtdışına kaçış planlarının, pasaport ve vize işlemlerinin nasıl olacağını uygulama üzerinden organize edilerek bu konulardan kimlerden yardım alınabileceğinin paylaşıldığı,

-Örgüte yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, Hakim ve Savcıların örgüt mensuplarının serbest kalmalarını sağladıkları, organizasyonu örgüt yöneticilerinin sağladığı,

-Örgüte yönelik yapılan operasyonlara ait bilgilerin (gözaltına alınan/firar/tutuklanan) sürekli olarak uygulama üzerinden paylaşıldığı, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmeye çalışıldığı, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığı, kimlerin deşifre olduğu, operasyon olması ihtimaline karşı temkinli olunması, evlerde ya da yakalanılması muhtemel yerlerde bulunulmaması ve aranacak yerlerde örgüt için önemli dijital verilerin önceden “Arama Tarama Mesulu” olarak adlandırdıkları bilgili kişiler tarafından temizlenmesi talimatlarının verildiği,

-Örgüt üyelerinin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlandığı,

-Kamu kurumlarında görevli olan ve örgüt aleyhine görüş bildiren kişiler veya örgütle mücadele edenler hakkında fişleme yapıldığı,

-Kamu kurumlarına sızmak için örgüt mensuplarına örgüt ile ilişkisi bulunmayan referanslar araştırıldığı,

-Örgütün üst düzey yöneticileri arasında oldukları değerlendirilen bazı kişilerin, uygulama üzerinden, örgüt mensuplarını ayakta tutabilmek, psikolojik olarak destek olabilmek ve ümitlendirmek adına gördükleri rüyalardan bahsettikleri, örgüt elebaşının rüyalarından bahsettikleri ve örgüt üyelerine geleceğe yönelik umut aşılayan sözler paylaştıkları,

-Uygulama kullanıcısı örgüt mensuplarının kendi aralarında tedbirli davranılması, kod adı kullanılması, gizliliğin ön planda tutulması ve örgüt faaliyetleri hakkında ByLock uygulaması dışında başka bir uygulama ya da yerde konuşulmaması telkinlerinde bulundukları,

-Örgüt mensuplarının deşifre olduğunu düşündükleri ByLock uygulamasının kullanımına son verileceğini, alternatif olarak Eagle, Dingdong, Tango vb. yazılımlara geçiş yapılacağını, bunun için hazırlık yapıldığını, örgüt mensuplarının yeni uygulamalarda ki ID numaralarını ve şifrelerini mesaj ve mail içeriklerinde paylaştıkları, sonraki süreçte iletişime bu yazılımlardan devam edileceğini belirttikleri,

FETÖ Terör örgütü lideri Fetullah GÜLEN’den “hocaefendi, hc, h.e., büyüğümüz” olarak bahsedildiği, zaman zaman “Muhterem Hocaefendi” diye hitap edildiği, bu şahsa olan bağlılıklarını sürekli olarak birbirlerine mesaj, mail göndermek yoluyla belirtildiği şeklinde çok sayıda benzer mesajlar olduğu görülmüştür.

Fetullahçı Terör Örgütü, diğer yasadışı oluşumlarla mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe önem vermektedir. ByLock haberleşme uygulamasının mesaj içerikleri incelendiğinde yukarıda da izah edildiği gibi şahısların tedbire ve gizliliğe önem verdikleri, gizliliği her zaman ön planda tuttukları görülmektedir. Çoğu zaman da örgüt mensuplarının birbirlerini bu konuda uyardıkları anlaşılmaktadır.

Devletin tüm kamu kurumlarına sızma stratejisini uygulayan örgütün, özellikle Emniyet Teşkilatı, TSK, Yargı ve Bilişim alanında yetiştirdiği mensupları sayesinde gizliliğe karşı alınabilecek tedbirleri en ince ayrıntısına kadar öğrendiği ve kullandığı görülmektedir.

Bunun en önemli örnekleri ise ByLock, Eagle gibi telefonlara yüklenen ve gizli, kriptolu haberleşme imkânı sağlayan programların kullanılmasıdır.

-Örgüt mensuplarının, görüşlerini, sözlerini ve beyin yıkama sohbetlerini paylaştıkları, herhangi bir konuda faaliyette bulunulacaksa elebaşının konu ile ilgili görüşlerini paylaşarak talimatlarını örgüt mensuplarına ilettikleri, talimat doğrultusunda hareket edilmesi için yönlendirdikleri şeklinde mesajlaşmalardan örgüt adına faaliyet yürütüldüğü ve uygulamanın FETÖ Terör örgütü mensupları arasında haberleşme aracı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

ByLock sisteminde bulunan mesajlaşma ve maillerde, il birimlerince yapılan operasyonlar kapsamında yakalanan örgüt mensuplarının ifadelerinde beyan etmiş oldukları örgütsel bazı kısaltmalarda (DCE-Ders Çalışma Evi Abisi/Ablası, BTM-Bölge talebe meshülü, BBTM-Büyük bölge talebe meshülü, ED-Eğitim Danışmanı, T-Hakim ve Savcıların kodu meslek yıllarına göre T1, T2…T5 “katman” A-Avukatlıktan Hakim Savcılığa geçen kod A1, A2….)  kullandıkları tespit edilmiştir.

Uygulama kullanıcılarının kendi aralarında ki mesaj ve mail trafiklerinden uygulamayı örgütün bir haberleşme aracı olarak kullandıkları, gizli görüşmelerini örgüt dışından kimselerin erişemeyeceklerine güvendikleri ve kullanımı sadece kendilerine has olan bu uygulama üzerinden yaptıkları görülmüştür.

Tüm bu hususlar, ByLock uygulamasının örgütün haberleşme ağı olduğunun kesin delili niteliğindedir, gizli ve önemli görüşmelerinin bu uygulama üzerinden yapılmasının istenmesi uygulamada örgüt üyeleri dışında kimsenin bulunmadığını ve üye olamadığını bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Kendileri dışında kimsenin mail ve mesaj içeriklerine erişemeyecek olması örgüt üyelerinin bu platformda rahatça illegal faaliyetlerini paylaşmalarına ve fikir alışverişinde bulunmalarının önünü açtığı görülmektedir.

Uygulama kullanıcıları arasında ki mesajlaşmalarda, FETÖ Terör örgütü ile ilgili yapılacak operasyonları önceden haber almaya çalışarak örgüt mensuplarını uyarmaları, ikametlerinde ve arama yapılacak muhtemel yerlerde bulunmamaları gerektiğinin bildirilmesi, gerek kollukta ki ifade aşamalarında gerekse de Savcılık ve Hakimlik aşamasında şüphelileri savunmak üzere çok uzak illerden bile müdafi görevlendirmeleri, soruşturma ve kovuşturması devam eden örgüt mensupları hakkında yapılacak duruşmada verilecek kararları geciktirme yoluna gitmeleri, örgüt yöneticilerinin duruşmaya bakacak Hakimlere talimat vermesi gibi hususların mesaj içeriklerinde görülmesi hususları örgütsel yapı içerisinde toplumsal mevki ve statü ne olursa olsun mensubiyet duygusu gereği, örgüt yöneticilerinin talimatları sorgusuz sualsiz yerine getirilmektedir.

ByLock kullanıcılarının, bu programın sona erdirilmesi hakkında kendi aralarında yaptıkları bazı mesaj içeriklerinde, uygulamanın kendilerine sırdaşlık yaptığını, gizli bilgilerini bu uygulamayla paylaştıklarını, uygulamanın deşifre olmasına ve bir daha kullanamayacak olmalarına üzülmeleri ve bu durum için duygusal bazı paylaşım yapmalarının kişiler için alelade bir program için yaşanmış şeyler olamayacağı bu sebeple örgüt mensupları için ByLock uygulamasının ne denli önemli olduğunun bir göstergesidir. Yaşanan bu duygu yoğunlukları ve uygulamadan kopmama isteğinin, uygulamanın örgüt tabanlı bir uygulama olduğunu ortaya koymaktadır.

4- Sisteme girmenin kural ve yöntemleri;

Ülke çapında yapılan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü operasyonlarında yakalanan örgüt mensuplarının ByLock programı ile alınan ifadelerinde ByLock programının kurulum işleminin nasıl yapıldığı, nasıl ve ne amaçla kullandıklarının, arkadaş ekleme sisteminin nasıl yapıldığının, kurulum için kimlerden talimat alındığının, ByLock dışında hangi iletişim sistemlerini kullandıklarını beyan eden tanık ifadelerine yer verildiği, hazırlanan Raporda, ByLock uygulamasının içerisinde bulunan veri ve mesajlar incelendiğinde yapılan tespitlerde;

Uygulamaya erişim sağlayabilmek için online bağlantı gereklidir. Bunun için de bir internet bağlantısı kurulmalıdır. Uygulama çevirim dışı kullanımı desteklememektedir. Uygulama incelendiğinde, kullanıcıların gerek kendi mobil ağları üzerinden, gerekse de Wifi ağları üzerinden bağlantı kurdukları, internet bağlantısının olmadığı zamanlarda mesaj, mail ve veri aktarımının gerçekleşmediği tespit edilmiştir.

ByLock uygulamasının içerisinde bulunan mesajlar incelendiğinde birçok FETÖ mensubu şahsın karşı tarafla görüşürken karşı tarafın ID numarasını, kullanıcı adını ve şifresini telefon ile yüz yüze ya da farklı yöntemlerle öğrenmek suretiyle kişi listesine eklediği, dönem itibariyle ByLock uygulamasının deşifre olduğunu değerlendirerek, uygulamanın sonlandırılması aşamasında Eagle isimli bir başka uygulamayı kullanmaya başladıklarını beyan ettikleri tespit edilmiştir. Mesaj içeriklerinde Eagle ID numarasını, kullanıcı adını ve şifresini paylaştıkları, mesajların bulunduğu tarih itibariyle yavaş yavaş tüm kullanıcıların Eagle uygulamasına geçeceği yönünde kendi aralarında mesajlaştıkları yine aynı şekilde ByLock uygulamasında ki hesaplarının da ID numarasını, kullanıcı adını ve şifresini birbirlerini eklemek için yahut başka kişilerle irtibat kurmak için yine mesaj içeriklerinde paylaştıkları anlaşılmıştır. Bununla birlikte yine Eagle, Kakao, Dingtong, Tango, Viber ve Whatsapp isimli anlık mesajlaşma uygulamalarına ait şifre paylaşımı gerçekleştirildiği de görülmüştür.

Sistemde her kullanıcının kendisine ait bir adet tanımlı ve birbirinden farklı ID numarası olduğundan , sisteme girişte uygulamanın kullanıcıya kendisine özgü ve kimliği niteliğini taşıyan bir numara verdiği anlaşılmıştır.

Uygulama içerisinde bulunan mesaj içeriklerinde arkadaş eklemek için kişinin ID numarasını, kullanıcı adını veya şifresinin bilinmesi gerektiği, ByLock uygulaması kurulduktan sonra kişiye otomatik olarak bir ID numarası tahsis ettiğinden dolayı benzer yapıda ki diğer anlık mesajlaşma uygulamaları gibi olmadığı, telefonun kişi listesi ile uygulamanın kişi listesinin senkronize olmadığı, yine bununla birlikte şifre paylaşımının yapıldığı bu sebeple ID numarası, kullanıcı adı ve şifresi bilinmeyen bir kişinin kişiler listesine eklenmesinin mümkün olmadığı, uygulamanın örgütsel amaçla kullanılması nedeniyle ve herkesin uygulamaya kendi isteği doğrultusunda dahil olamayacağı birlikte değerlendirildiğinde yine FETÖ Terör örgütünün hücresel yapısı dikkate alındığında uygulamaya katılanların ve kullananların örgüt mensubu olmamaları mümkün görülmemektedir.

Mesajlaşma içeriklerinde kişilerin arkadaş ekleme için kendilerinin ya da başka kişilerin ID numaraları, kullanıcı adları ve şifreleri istedikleri ekleme için ID numarası ve şifre istendiği, ID numarasını kendi kişilerine ekledikten sonra uygulamanın karşı taraftan onay istediği, bu onay alınamadığı takdirde bağlantının sağlanamadığı, ancak onayın verilmesi halinde bağlantının ve mesajlaşmanın mümkün olduğunun anlatıldığı tespit edilmiştir.

5- Üçüncü şahıslar tarafından sisteme girilme ve kullanma imkanının bulunup bulunmadığı;

ByLock uygulamasına kayıt işlemlerinin programın, internetten indirme, taşınabilir hafıza kartları, bluetooth uygulamaları vb. yöntemlerle kullanılmak istenilen telefona yüklenebildiği, istisnai olarak 2014 yılı başlarında bir süre herkesin yüklemesine açık olduğu, daha sonra ise ifadeler, mesaj ve maillerde geçtiği gibi, örgüt mensubu aracılar USB bellek, hafıza kartları ve Bluetooth kullanılarak yüklemeler yapıldığı anlaşılmıştır. Programı indirmenin mesajlaşma için yeterli olmadığı, mesajlaşmanın gerçekleşmesi için sistem tarafından kayıt olan kullanıcılara otomatik olarak atanan ve kullanıcıya özel olan ID (kimlik numarası) numarasının bilinmesi ve karşı taraftan onaylanması gerektiği, aksi halde kişiler listesine eklenemeyeceği ve mesajlaşma içeriğinin gerçekleşmeyeceği, programın kayıt esnasında kullanıcıdan sadece bir kullanıcı adı ile parola üretmesini istediği anlaşılmıştır. Uygulamanın kullanımının zor olması, kişi eklemek için dahi belli bir işlem gerekmesi uygulamanın yayılma amacı gütmemesinden kaynaklanmaktadır. ByLock uygulamasının bir haberleşme aracı olması ve vatandaşlarımızın ciddi bir internet kullanımı potansiyeline sahip olmasına karşın, Ülkemiz nüfusunun çok büyük bir bölümünün uygulamanın varlığından ancak 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra medyada yansıdığı haliyle haberdar olması, örgütün uygulamayı haberleşme aracı olarak kullandığının bir başka göstergesidir. Kullanıcıların gerek kullanım yoğunlukları, gerekse de arkadaş seçimleri ve mesajlaşmaların içerikleri hep birlikte değerlendirildiğinde FETÖ Terör örgütü mensubu olmayan kişilerin uygulamayı kullanması ve sisteme dâhil olması mümkün değildir.

ByLock Sistemindeki Verilerin Tespitinin Hangi Koruma Tedbiri Kapsamında İncelenmesi gerektiği;

Yapılan hukuki işlemin alt yapısının ne olduğu, elektronik delilin nerede ve hangi yöntemle elde edildiğinin tespiti amacıyla, iletişimin tespiti ile iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması, bilgisayarlarda bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma kurumlarını açıklamak gerekir.

Telekomünikasyon Yoluyla  Yapılan  iletişimin  Denetlenmesi Ne  Demektir?  

Telekomünikasyon yoluyla yapılan  iletişimin denetlenmesi araya bir vasıta sokulmak  suretiyle gerçekleştirilen her türlü haberleşmenin gizlice dinlenmesi, burada elde edilen bilgilerin kaydedilmesi ve değerlendirilmesini ifade eder. İletişimi sağlayan araçlar çok geniş ve çağdaş tekniğin ortaya koyduğu muhtelif ekipmanlar olup telefon faks bilgisayar gibi kablolu veya kablosuz araçlardır. Bunların sinyalleri  yazıları resimleri,  görüntü ve sesleri dinlenmekte ve tespit edilmektedir.

Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesine ceza muhakemesi dışında  önleyici amaçla ve istihbarat amacıyla başvurulabilmektir. CMK da söz konusu tedbirin uygulanması bir suç dolayısıyla ceza soruşturması yapılması koşuluna bağlı tutulduğu için ceza muhakemesi hukuku açısından bu yetkinin delil elde etmek amacıyla halen işlenmiş olan bir suçun  kovuşturmasıyla  sınırlı olduğu söylenebilir.

AİHM kararlarında vurgulandığı gibi telekomünikasyon araçlarıyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirine  “ancak demokratik kurumları korumak bakımından mutlak zorunluluk bulunması” koşuluyla başvurulabilir. (AİHM Klass ve diğerleri davası.)  Dolayısıyla bu tedbirin uygulanma amacının ve uygulanacağı suçların  sınırlı olması  gerekmektedir. Avrupa ülkelerinde bu tedbire başvurmak için belirli suç grupları veya fiilin ağırlığı veya işleme biçimi bakımından belirli koşullar göz önüne alınarak düzenleme yapılmıştır.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Klass ve diğerleri ve Almanya kararında bu hassasiyete şöyle işaret etmektedir; Demokratik toplumlar günümüzde kendilerini sofistike casusluk yöntemleri ve terörizm tehdidi ile karşı karşıya bulmuşlardır. Bunun neticesi olarak bu tür tehditlerle etkili bir şekilde mücadele edebilmek için devletin, kendi yargı yetki alanında faaliyet gösteren yıkıcı unsurları gizlice izlemenin sorumluluğunu üzerine almak zorundadır. Mahkeme bu yüzden, ulusal güvenlik sebebiyle ve/veya suç veya düzensizliğin önlenmesi amacıyla demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde ve istisnai şartlar altında mektup, posta ve telekomünikasyon üzerinde gizli izleme yapma yetkisi veren kanuni düzenlemelerin varlığını kabul etmek zorundadır.

İletişimin tespiti nedir?

İletişimin tespiti belli bir telefon numarasından kimlerin ne zaman arandığı, konuşmanın ne kadar süreyle yapıldığı, elektronik posta yoluyla kimlerle iletişim kurulduğu hususlarının tespit edilmesidir. İletişimin tespiti, iletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemlerden oluşmaktadır. İletişimin Tespiti geçmişe yöneliktir. Kişinin geçmişte özgür iradesiyle yapıp bitirdiği iletişimine dair harici bilgilerinin tespitidir.

Yargısal kararlarda da kabul edildiği üzere; “Soruşturma evresinde şüphelinin kullandığı telefonuyla yaptığı görüşmelere ilişkin detay bilgilerinin, yani telefonla yapılan bağlantıların kimlerle ve ne zaman yapıldığının belirlenmesi anlamına gelen ‘ tespit ‘ CMK’nın 135. maddesinin 6. fıkrası (yeni düzenlemede 8. fıkra) kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu nedenle, hangi suça ilişkin olursa olsun, şüpheliye ait telefondan kimlerle, ne zaman görüşüldüğüne dair ‘tespit’ CMK 135/1. Maddesi(yeni düzenlemeye göre 6.fıkra) uyarınca hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla mümkün olacaktır.” (5.CD, E. 2005/14969, K.2005/20489, T. 03/10/2005)

İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması nedir?

İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması telli veya telsiz telefonla ya da internet üzerinden yapılan konuşmalardaki ses ve görüntülerin veya elektronik posta yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasıdır. İletişimin dinlenmesi geleceğe yöneliktir. Halen ve gelecekte yapılacak görüşmelerin dinlenme ve kayda alınmasıdır.

İletişim içeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğer iletişim araçları ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi  ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle Cumhuriyet Savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK’nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak delil toplarken Anayasada ve yasada düzenlenen “orantılılık” ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz.Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkanı da sağlayabilir.

Demokratik toplumda aslolan kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ise de, demokratik kurumların korunmasının da esas itibari ile kişisel hak ve özgürlüklerin teminatı olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenledir ki yasa, anayasa ve uluslararası sözleşmelerde “bir hakkın kullanımı ve kısıtlanması” birlikte düzenlenir.

Anayasanın 22. maddesinde,”..bir suçun önlenmesi”,CMK’nın 134.maddesinde”..bir suç dolayısıyla”,135/1 maddesinde”bir suç nedeniyle,..suçun işlendiğine dair delil ve emare bulunması”,AİHS’nin 8. Maddesinde “bir suçun önlenmesi amacıyla demokratik toplumun korunması amacıyla” hakkın kısıtlanabileceği yine Anayasanın 13. maddesinde ise,”ölçülülük ilkesi” esas alınarak kısıtlama yapılacağı ön görülmüştür.

Suç tarihinde mer’i kanuni düzenlemeye bakıldığında kanun koyucu CMK 135/6. maddesinde “iletişim tespiti” kavramını kullanmasına rağmen “CMK 135.maddenin 1.fıkrasında, “şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir.” CMK’nın 135. maddesinin 8. Fıkrasında ise “bu madde kapsamında” dinleme ve kayda alma…katalog suçlarda uygulanır demek suretiyle dinleme ve kayda almanın, iletişimin tespitinden farklı olduğu esas itibari ile haberleşme özgürlüğünün ağır bir şekilde kısıtlanması sonucunu doğuran kurumun dinleme ve kayda alma olduğu oysa  iletişimin tespitinin bu kurumdan farklı olarak kişinin daha önce özgür iradesi ile yaptığı konuşmaların içeriğine müdahale edilmeden sadece iletişim aracının dış bağlantıların kimle ne zaman görüşüldüğünün tespitine yönelik bir işlem olduğu, dolayısıyla iletişimin kayda alınması ve dinlenmesinin sadece belirtilen katalog suçlardan alınabileceği kabul edilmesine rağmen iletişimin tespiti tedbirine ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15/11/2011 tarih ve 2011/6-140 esas ve 2011/222 sayılı kararında da belirtildiği gibi suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden  başvurabileceği açıkça belirtilmiştir.

d-Bilgisayarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve El Koyma

Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununda “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar” olarak tanımlanan ve bilişim teknolojilerinin temel işlev aracı olan elektronik veriler, bilgisayar sistemleri tarafından otomatik olarak (değişken IP adresleri, log kayıtları, güvenlik kamerası kayıtlar vb.) oluşturulabileceği gibi kullanıcılar tarafından bilgisayar medyaları (dizüstü bilgisayar, PC, harddisk, USB Bellek, CD/DVD, bilgisayar işletim sistemi vasıtasıyla çalışan ve veri yüklenebilen akıllı telefon, mp3 çalar video kameralar,  vb.) üzerinde de oluşturulabilmektedir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar ise elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Elektronik delil, bir elektronik araç üzerinde saklanan veya bu araçlar aracılığıyla iletilen, soruşturma açısından değeri olan bilgi ve verilerdir. (KESER BERBER, Leyla; Adli Bilişim, Yetkin Yayınları, Ankara 2004, sy 46)

Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir.

Burada bilgisayarın bir suçta kullanılmasından veya suçtan elde edilmesinden değil, maddi hakikate ve adalete ulaşılabilmesi için delil toplanmasından bahsedilmektedir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK 134, diğeri de 27/07/2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK’larla Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu, yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek, 668 sayılı KHK’nın 3.maddesinin 1.fıkrasının (j) bendidir. (Prof. Dr. Ersan Şen, Bilgisayarda Arama, Kopyalama ve El Koyma, makale)  Bu düzenleme, 6755 sayılı olağanüstü hal kapsamında alınması gereken tedbirler ile bazı kurum ve kuruluşlara dair düzenleme yapılması hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair kanunun 3.maddesinin 1.fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır.

Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK 134 ve 6755 sayılı Kanunun 3.maddesinin 1.fırkasının (j) bendi birikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanunun “soruşturma ve kovuşurma işlemleri” başlıklı 3.maddenin 1.fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanunun 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan halde CMK 134 ‘e göre hareket edilecekltir. Olağanüstü hal kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama  ve el koyma konusunda ön görülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır.

Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 134 üncü maddesinde düzenlenmiştir. CMK’nın 134. maddesinde düzenlenen bu koruma tedbiri, CMK’nun 116 ve 123.maddelerinde düzenlenen “arama” ve “elkoyma” koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere elkonulabilir.

CMK 134.maddesindeki “bilgisayar kütükleri” ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil, CD, DVD, flash disk, disket, harddisk  vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli ve önleme aramaları yönetmeliğinin “bilgsayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma” kenar başlıklı 17.maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin “bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da” uygulanmasının dayanağı budur. (Prof. Dr. Bülent Sankur, Boğaziçi Üniversitesi, Elektrik/Elektronik Mühendisliği Bölümü, Prof. Dr. Ahmet Celal Cem Say, Boğaziçi Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü, 21.11.2015 tarihli Bilimsel mütalaa)

10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22/04/2014 tarihinde ve 6533 sayılı “Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi” adı ile onaylanıp, 02/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasanın 90.maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesinde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir.

Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait ve gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür.

CMK madde134/1’de “şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde” arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. (Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, el koyma, Yard. Doç Dr. Yusuf Yaşar, Yard. Doç. Dr. İsmail Dursun, MÜHF – HAD, C. 19, S. 3)

Maddede özellikle “şüphelinin kullandığı” ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. (Yrd. Doç. Dr. Murat Volkan Dülger, Bilişim Sistemleri Üzerinde Arama, Kopyalama ve El Koyma Tedbiri – Makale, www.academia.edu.tr)

Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu “elektronik veri”dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dökümanların tümü taranabilir.

Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın -internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla- gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK. m.135’ göre değil, CMK. m.134’ göre yapılabilir. Zira CMK. m.135’te düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır.

CMK. m.135’e göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı geçmişe dönük olarak değil, geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından, bu iletişim kayıtları hakkında CMK. m.134’teki koruma tedbiri kapsamında- arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. (Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, el koyma, Yard. Doç Dr. Yusuf Yaşar, Yard. Doç. Dr. İsmail Dursun, MÜHF – HAD, C. 19, S. 3)

Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK 135 kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisini e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kayddettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp, CMK 134 kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. (Prof. Dr. Ersan Şen, E-Posta tatbiki, CMK madde 134 kapsamı, internet-makale)

Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda, gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp, bu gibi hallerde CMK 134.maddesinde düzenlenen bilgisayarlar da, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir. (Keser Berber Leyla, Adli Bilişim, 2004, s.121)

e-Sonuç ve Değerlendirme:

Bilgisayarda şüpheli veya sanığın -internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Facebook, Twitter, Whatsapp, Msn Messenger, vb.) veya belirli yapılarca kullanılan ByLock,  Eagle vb. vasıtasıyla- gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK’nın 135.maddesine göre değil,134.maddesine göre yapılabilir. Zira CMK. m.135’te düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır.

CMK’nın 135.maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı geçmişe dönük olarak değil, geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından, bu iletişim kayıtları hakkında CMK. madde134’teki koruma tedbiri kapsamında; arama, kopyalama ve el koyma tedbirleri uygulanabilir.

İletişimin orjini, gideceği noktayı, tarih, zaman, boyut, süre ve temel servis tipini belirterek o iletişimin bir zincirini oluşturan bilgisayar sistemi aracılığıyla yapılan iletişim ile ilgili herhangi bir veri anlamına gelen veri trafiğinde gönderilen iletinin alıcı/alıcılarına ulaşmadan yolda iken araya girme suretiyle yani, iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması sistemi ile araya girilmesi halinde CMK 135.madde uygulanır. Bu iletiler karşı tarafta alıcının veya alıcılarının bilgisayarlarına kayıt altına alındığında, diğer bir deyişle  internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığında bu iletişim kayıtları hakkında CMK’nın 134.maddesi gereğince arama, kopyalama, el koyma tedbiri uygulanır.

MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen bilgisayar, bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildikten sonra adli sürecin başlatıldığı ve CMK 134.maddeye göre dijital materyaller üzerinde “inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararı alınıp uygulandığı, yine CMK 135.maddesi uyarınca sanıkların HTS raporlarının getirilmesine karar verildiği tespit edilmiştir. Ayrıca, sanıkların kullandıkları cep telefonlarının telefon numaraları ve IMEI numaraları belirtilerek bu numaralar üzerinden ByLock uygulamasına ait tespit edilen IP adreslerine kaç kere bağlandıklarının tespiti için Bilgi Teknolojileri Kurumu Başkanlığından bilgiler talep edilmiştir.

ByLock sisteminin; örgütsel bir delil olup olmadığı veya örgütün kullanımında olan bir iletişim sistemi olup olmadığından önce bir iletişim sistemi ne şekilde örgütsel bir iletişim sistemi olabileceği kriterlerini ortaya koymak gerekir.

ByLock uygulaması, güçlü bir kripto sistemi ile internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir sistemdir.Bu iletişim programı özel bir server üzerinden yalnız örgüt üyelerinin kullanabileceği özel bir yazılım olarak üretilen, üyelerin deşifre olmadan özel bir şifreleme yöntemi kullanarak kendi aralarındaki iletişimini sağlayan bir programdır.Özetle ByLock, kripto sistemi ile internet üzerinde haberleşmeyi sağlayan bir sistemdir.

ByLock iletişim sisteminde iki kullanıcı arasında iletilen verilerin kripto grafik algoritması kullanılarak şifrelendiğinin belirlendiği, kripto grafik algoritmanın bir tür açık anahtarlı/asimetrik şifreleme algoritması olduğu ve biri gizli diğeri açık olmak kaydıyla iki adet anahtar kullanılarak şifreleme yaptığı, bu şifreleme kullanıcılar arasında bilgi aktarırken bu yolda üçüncü kişilerin bilgiye ulaşmasının hacklemesini engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.

ByLock indirilmesi yeterli olmadığından, bu programın kullanılması için özel kurulum gerektiği, ByLock uygulamasına kayıt işlemlerinin programın, internetten indirme, taşınabilir hafıza kartları, bluetooth uygulamaları vb. yöntemlerle kullanılmak istenilen telefona yüklenebildiği, istisnai olarak 2014 yılı başlarında bir süre herkesin yüklemesine açık olduğu, daha sonra ise ifadeler, mesaj ve maillerde geçtiği gibi, örgüt mensubu aracılar USB bellek, hafıza kartları ve bluetooth kullanılarak yüklemeler yapıldığı anlaşılmıştır. Programı indirmenin mesajlaşma için yeterli olmadığı, mesajlaşmanın gerçekleşmesi için sistem tarafından kayıt olan kullanıcılara otomatik olarak atanan ve kullanıcıya özel olan ID (kimlik numarası) numarasının bilinmesi ve karşı taraftan onaylanması gerektiği, aksi halde kişiler listesine eklenemeyeceği ve mesajlaşma içeriğinin gerçekleşmeyeceği, programın kayıt esnasında kullanıcıdan sadece bir kullanıcı adı ile parola üretmesini istediği anlaşılmaktadır.

Arkadaş ekleme işlemi, anılan uygulamaya kayıt olurken kullanıcı tarafından verilen “kullanıcı adı” (kodu/rumuzu) olarak isimlendirilen şahsa özel kodun girilmesi suretiyle gerçekleştirilmektedir. Uygulama üzerinde telefon numarası veya “ad soyad” bilgileri ile arama yapılarak kullancı eklenmesine imkan bulunmamaktadır. Diğer taraftan ByLockta muadil veya yaygın mesajlaşma uygulamalarından bulunan; telefon rehberindeki kişilerin uygulamaya otomatik olarak eklenmesi özelliği bulunmamaktadır.

Kullanıcıların birbirleri ile ByLock uygulaması üzerinde iletişime geçebilmeleri için tarafların birbirlerinin “kullanıcı adı/kodu” bilgilerinin bilmeleri ve her iki tarafından diğerini arkadaş olarak eklemesi gerekmektedir. Kısaca, programı kullanmak için ilk önce konuşulacak kişinin ID’sinin eklenmesi gerektiğinden, isteyen her kişinin istediği zaman bu sistemi kullanma imkanının olmadığı anlaşılmaktadır.

ByLock uygulama kayıt işleminin sistemde kayıtlı kullanıcılarla iletişim kurması için yeterli olmaması iki kullanıcının haberleşmesi için her iki tarafın yüz yüze veya aracı (kurye mevcut ByLock kullanıcısı üzerinden vb.) vasıtasıyla temin edilen kullanıcı adlarının ve kodlarının eklenmesinin gerekmesi mesajlaşmanın her iki kullanıcının da birbirini eklemesinden sonra başlatılabilmesi sebebiyle haberleşmenin sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde gerçekleştirilmesine imkan verecek şekilde yapıldığı tespit edilmiştir.

ByLock programının kayıt esnasında, gerçek isimlerin “kullanıcı adı” olarak belirlenmediği, haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içerisindeki kod adlarına yer verildiği görülmüştür. Elde edilen ve çözümleme işlemi tamamlanan mesajlaşma içeriklerinin tamamına yakını FETÖ/PDY unsurlarına ait örgütsel temas ve faaliyetler içerdiği ve örgüte ait jargonla örtüştüğü görülmüştür.

Uygulama üzerinde sesli arama, e-posta iletimi, yazılı mesajlaşma ve dosya transferi gerçekleştirilebilmektedir. Bu şekilde kullanıcıların örgütsel mahiyetteki haberleşme ihtiyaçlarının, başka bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirdikleri, gerçekleştirilen haberleşmenin cihaz üzerinde belirli sürelerde manuel işleme gerek duymaksızın otomatik olarak silinmesi kullanıcıların haberleşme güvenliği bakımından silmeleri gereken verileri silmeyi unutsa dahi sistemin gerekli tedbirleri alacak şekilde programlandığı, böylece ByLock uygulamasının olası bir adli işlem neticesinde cihaza el konulması durumunda dahi uygulamada yer alan kullanıcı listesindeki diğer kullanıcılara ve uygulamadaki haberleşmelere ilişkin geçmiş verilere erişimi engelleyecek şekilde kurgulandığı, ayrıca uygulamaya ait sunucu ve iletişim verilerinin, uygulama veri tabanında kripto olarak saklanmasının, kullanıcının tespitinin önlenmesi ve haberleşme güvenliği için alınan güvenlik tedbiri mahiyetinde olduğu tespit edilmiştir.

ByLock uygulamasının 46.166.160.137 IP adresine sahip sunucu üzerinde hizmet sunduğu görülmüştür. Sunucu yöneticisi uygulamayı kullananların tespitini  zorlaştırmak amacıyla 8 adet ilave IP adresi (46.166.164.176, 46.166.164.177, 46.166.164.178, 46.166.164.179, 46.166.164.180, 46.166.164.181, 46.166.164.182, 46.166.164.183) kiralamıştır.

Uygulamanın Litvanya’da sunucu kiralama hizmeti veren “Baltic Servers” şirketinden kiralanmak suretiyle kullanıma sunulması ve kiralama bedellerinin ise “Paysera” adlı anonimlik sağlayan ödeme sistemi ile gerçekleştirilmiş olması bu girişimin kurumsal ve ticaret mahiyetinin bulunmadığını teyit etmektedir.

Uygulamaya ait kaynak kodları içerisinde Türkçe “yetkiniz yok”, “dosya”, “posta” ve “sesli arama” şeklinde ifadelerin yer alması, kullanıcı adlarının grup isimlerinin ve çözüm şifrelerinin Türkçe ad ve ifadelerden oluşması, çözümlenen içeriklerin neredeyse tamamının Türkçe olması, Türkiye’de erişim sağlayan kullanıcılara ait kimlik bilgilerini ve iletişim gizlenmesini sağlamak amacıyla kullanıcıların erişimini; VPN vasıtayla gerçekleştirilmesine zorlaması, ByLock’a ilişkin “Google” üzerinden gerçekleştirilen aramaların neredeyse tamamının Türkiye’deki kullanıcılar tarafından gerçekleştirilmesi, ByLock’a ilişkili internet kaynaklı (sosyal medya, web siteleri, vb.) çoğunlukla sahte hesaplar üzerinden FETÖ/PDY lehine paylaşımlarda bulunulması hususları ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü unsurlarınca 15 Temmuz 2016 tarihinde  gerçekleştirilen askeri darbe girişimi sonrasında adli soruşturma işlemlerine tabi tutulan örgüt mensuplarının, ByLock’un 2014 yılının başından itibaren FETÖ/PDY silahlı terör örgüt üyeleri tarafından örgütsel haberleşme aracı olarak kullanıldığı yönündeki beyanları birlikte değerlendirildiğinde ByLock uygulamasının global bir uygulama görüntüsü altında münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgüyü mensuplarının kullanımına sunulduğu anlaşılmaktadır.

ByLock iletişim sisteminde bağlantı tarihi, bağlantıyı yapan IP adresi, hangi tarihler arasında kaç kez bağlantı yapıldığı, haberleşmelerin kimlerle yapıldığı ve haberleşmenin içeriğinin tespiti mümkündür. Bağlantı tarihi, bağlantıyı yapan IP adresinin tespit edilmesi ve hangi tarihler arasında kaç kez bağlantı yapıldığının belirlenmesi kişinin özel bir iletişim sisteminin bir parçası olduğunun tespiti için yeterlidir. Haberleşmelerin kimlerle yapıldığı ve içeriğinin tespit edilmesi kişinin yapının (terör örgütü)  içindeki konumunu tespit etmeye yarayacak bilgilerdir. Diğer bir deyişle kişinin örgüt hiyerarşisi içerisindeki konumunu (örgüt yöneticisi/örgüt üyesi) tespit etmeye yarayacak bilgilerdir.

ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanılması amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağ olduğunun somut delillere dayanması nedeniyle, bu ağa dahil olan sanıkların ağ içinde başka bir kişi ile görüşme yapmış olması da gerekmez.

ByLock iletişim sistemi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanılması amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanması amacıyla oluşturulan bir ağ olduğu, yukarıda açıklanan   somut delillere dayanması nedeniyle;  örgüt talimatı ile bu ağa dahil olup  ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandığı,   her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik  verilerle  tespiti halinde,  kişinin, örgütle bağlantısını gösteren delil olacaktır.

 

 

****Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 2015/3 E.,2017/3 K.sayılı kararındaki tespitleri içermektedir.

 

ÇEK

31.12.2017 Yürürlük Tarihli ‘ÇEK KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ’

09.08.2016 tarih ve 29796 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6728 sayılı “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 61 ila 66.maddeleri ile Çek Kanunu’da değişiklikler yapılmıştır.61, 63, 64, 65, ve 66.maddeler kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş, yargılama usulüne ilişkin 62.madde ise 31.12.2017 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Kanun İle Çek Kanununda yapılan Değişiklikler   :

Halen karşılıksız çek keşide etme suçu, çekin ibraz tarihinden itibaren 6 ay içerisinde alacaklının yaptığı şikayetle savcılıklar tarafından bir suç soruşturmasına konu edilip, iddianame düzenlenmek suretiyle mahkemelerin önüne gitmektedir.

6718 sayılı kanunun 62. maddesi ile 31/12/2017 tarihinden itibaren alacaklının, savcılıklara müracaat etmeden doğrudan icra mahkemesine karşılıksız çekin ibraz tarihinden itibaren 3 aylık süre içinde şikayetiyle suçla ilgili kovuşturma başlayacaktır.

6718 sayılı kanunun 63. maddesi ile karşılıksız çek keşide etmek fiilinin yaptırımı adli para cezası olarak düzenlenmiştir. Çeki karşılıksız çıkan kişi hakkında, hamilin şikayeti üzerine, her bir çek yaprağı ilgili olarak, 1500 güne kadar adli para cezasına hükmolunacaktır.

6718 sayılı kanunun 62. maddesi ile düzenlenen, 4591 sayılı çek kanunun  5. maddesinin 10. fıkrasına göre suç nedeniyle ön ödeme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler uygulanmayacaktır. İcra Mahkemesinin vereceği karar adli para cezası olacağından ve Türk Ceza Kanununa  göre adli para cezalarının ertelenmesi mümkün olmadığından ertelemeye ilişkin hükümler de uygulanmayacaktır. Ayrıca adli para cezalarının infazı ancak nakden mümkün olacak, ödenmemesi halinde kamuya yararlı işte çalışma kararı verilemeyerek doğrudan hapis cezasına çevrilecektir. Haklarında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı verilen kişiler (Şirket Yönetim Organı ve Ticaret Siciline Tescil Edilen Şirket Yetkilileri)  yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamayacaklardır.

Şikayetçinin vazgeçmesi ya da karşılıksız çek bedelinin faiziyle birlikte tamamen ödenmesi halinde, devam eden dava düşecek, mahkumiyet hükmü verilmişse, hüküm tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılacağı gibi çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı da kendiliğinden kalkacaktır. Mahkûmiyet halinde cezanın infaz edilmesinden 3 yıl sonra ve her halde 10 yıl içinde yasağın kaldırılması talep edilebilir.

Bu kanun uyarınca karşılıksız çek keşide etmek eylemine ilişkin İcra İflas Kanun’un 347 vd. maddelerinde düzenlenen yargılama usulü uygulanacaktır. Örneğin; CMK da şikayet süresi altı ay olarak düzenlenmiş iken, çek hakkında karşılıksız işlemi yapıldıktan sonra icra mahkemesine yapılacak şikâyetin üç ay ve herhalde 1 yıl içerisinde yapılması gerekmektedir. Yine CMK ya göre, şikayete tabi bir suç müştekisinin duruşmayı takip etmemesi davanın düşmesine neden olmamaktayken, karşılıksız çek keşide etme eyleminden dolayı yapılacak duruşmayı alacaklının ya da vekilinin takip etmemesi halinde alacaklının şikayet hakkını kaybedeceği ve davanın düzenlenmiştir.

CMK uyarınca, suçun işlendiği yer mahkemesi yetkili iken, yapılan değişiklikle karşılıksız çek keşide etme fiilinden dolayı çekin tahsil için verildiği bankanın bulunduğu yer, çek hesabının açıldığı yer ya da şikayetçinin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Böylece karşılıksız çek suçunun şikâyetçisine yetki konusunda seçim hakkı tanınmaktadır. Mahkemece verilecek mahkûmiyet kararına karşı ilgililer istinaf kanun yoluna başvurabilmektedir.

Mahkemeler tarafından verilen çek hesabı açma ve çek düzenleme yasaklarına ilişkin kararlar UYAP sistemi aracılığıyla Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi sistemine iletilecek böylece anlık bilgi akışı sağlanacaktır.

CMK TASARI

CMK’DA ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER İÇEREN TASARININ KAPSAMI

CMK ve bazı kanunlarda Önemli Değişiklikler Öngören Tasarı Neleri Kapsıyor ?

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair taslağın detayları önemli değişikler içeriyor.Buna göre Adalet Bakanı Sn.Bekir BOZDAĞ’ın 11.10.2016 tarihinde açıkladığı Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılan ve bazı maddeleri kamuoyuna yansıyan 54 maddelik kanun tasarısında yer alan yeni düzenlemeler de açığa çıktı.Yapılması planlanan bazı önemli değişiklikler şöyle:

SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA SUÇUNUN CEZASI ARTACAK

* TCK 282. Maddesinde düzenlenen “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu”, Terörle Mücadele Kanunu 4. maddesinde öngörülen terör amacıyla işlenen suçlar kapsamına alınacak ve böylece bu suçun terör amacıyla işlenmesi halinde cezası ve infaz koşulları ağırlaşacak.

PATLAYICI MADDELERİN İZİNSİZ KULLANIMINA İLİŞKİN CEZALAR VE İNFAZ KOŞULLARI AĞIRLAŞACAK

*Patlayıcı maddelerin yapımında kullanılan malzemelerin izinsiz olarak bulundurulması veya kabul edilmesi suç olarak düzenlenecek.Cezasının alt sınırı 3 yıldan 4 yıla çıkartılacak.Suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde yarı oranı yerine bir kat artırım yapılacak.

*Çiftçiler vb. meslekler gübreyi bakanlığın koyduğu sınırlara göre kullanacak.Tarlanın büyüklüğünden çok gübre alınması, kentlerdeki gübre alımı gibi şüpheli durumlar incelenecek.Tarım Bakanlığı’nın koyduğu yasak ve sınırlara cezai müeyyide getirilmiş olacak.

TERÖR VE DARBEYE TEŞEBBÜS SUÇLULARI ASKERE TESLİM EDİLMEYECEK

*Terör ve darbeye teşebbüs suçlarından yakalanan asker kişiler emniyetin nezarethanesine konulacak, askere teslim edilmeyecek.Bu hususta 667 sayılı KHK m.6/1-b maddesinde yer verilmiştir.

BASİT YARALAMA SUÇUNDA TUTUKLAMA YAPILABİLECEK

*Mevcut yasada üst sınırı 2 yıla kadar olan suçlarda tutuklama yasağı var.Ancak vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçlarda tutuklama yasağı uygulanmayabilecek.Basit müessir fiil halinde dahi tutuklama kararı verilebilecek.

ÖRGÜT SUÇLARINDA TAHLİYE TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLME SÜRESİ 15 GÜN OLACAK

*Şüpheli veya sanığın tahliye talebi , CMK m.105’e göre üç gün içinde  değerlendirilmelidir.Tasarı ise örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan dolayı tutuklu olanların tahliye taleplerinin 3 gün yerine 15 gün içinde değerlendirilmesini öngörüyor.

KAÇAK KİŞİLERİN MALVARLIĞINA EL KONULABİLECEK

*Daha önce kaçak durumundakilerin malvarlığına el konulması gibi tedbirlere sadece mahkeme aşamasında karar veriliyordu. Yeni düzenlemeye yasalaşırsa,  bu tanım soruşturma aşamasında yapılabilecek. Tebligat ve gazete ilanıyla çağrı yapılmasından sonra kaçak tanımı yapılarak soruşturmaya devam edilecek ve kaçak kişinin malvarlığına el konulabilecek,işyerlerine kayyum atanabilecek.

Terör suçları dışında organ ve doku ticareti ile tefecilik suçlarını işleyenler için de aynı işlem uygulanabilecek.Mal varlığına el koyma tedbirine ağır ceza mahkemesi yerine sulh ceza hâkimi karar verebilecek.

KOLLUĞA İFADE ALMA YETKİSİ

*Şüphelinin aynı olayla ilgili yeniden ifadesinin alınması gerekirse; CMK 148 . madde uyarınca ifade alma işlemini cumhuriyet savcısı yapmaktayken ,  tasarıda  ifade alma işlemini doğrudan kolluk görevlilerinin yapabilmesine olanak tanınmaktadır.

*Azami tutukluluk süreleri dolmuş şüpheli veya sanıkların adli kontrol yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde yeniden tutuklanabilmeleri sağlanacak.

*İletişimin tespiti ve dinlenmesi, taşınmaza el koyma, teknik araçlarla izleme tedbirlerine sulh ceza mahkemesi karar verebilecek.

ARAMA VE ELKOYMA KARARLARINI SAVCILAR VEREBİLECEK,BİLGİSAYAR VE KÜTÜKLERİNE EL KONULABİLECEK

*Bilgisayarda arama ve el koymaya savcı doğrudan karar verebilecek.Mevcut düzenleme hakim kararıyla gerçekleşebileceğini ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcının karar verebilmesini içermektedir. Kopyalama işleminin uzun sürecek olması veya teknik zorlukların bulunması durumunda, bilgisayar ve kütüklerine el konulabilecek ve işlem tamamlandıktan sonra bu araçlar iade edilecek.

*Mevcut düzenlemeye göre sanığın veya katılanın duruşmada hazır ettiği tanığın dinlenmesi gerekmekteyken tasarıya göre ; Mahkemeler, sanığın tanık ve uzman kişi çağrılmasını davayı uzatmak için yaptığını tespit ederse bu talebi reddedebilecek.

ZORUNLU MÜDAFİİNİN DURUŞMAYI TERK ETMESİ HALİNDE YARGILAMAYA DEVAM EDİLEBİLECEK

*Sanığa zorunlu olarak tayin edilen avukat duruşmayı mazeretsiz terk ederse o duruşmanın devam edebilmesi için düzenleme yapılacak. Mevcut CMK 188.maddedeki düzenlemeye göre duruşmada zorunlu müdafiinin bulunması şarttır.

CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDA MAĞDURUN YAŞINA GÖRE KADEMELİ CEZA SİSTEMİ

*Türk Ceza Kanunun 103.Maddesinde düzenlenen ve yakın dönemde Anayasa Mahkemesi’nin yaptırımları yüksek bularak iptal ettiği çocukların cinsel istismara uğramasıyla ilgili suçlar için mağdurun yaşına göre kademeli ceza sistemi getirilecek.Mağdur 12 yaşından küçükse sarkıntılık suçunun alt sınırı 3 yıldan 5 yıla, tasaddi suçunun alt sınırı 8 yıldan 10 yıla, nitelikli cinsel istismar suçunun alt sınırı 16 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası verilecek.

DOLANDIRICILIK SUÇU UZLAŞMA KAPSAMINA ALINACAK

*Uzlaşma kapsamındaki suçlar genişleyecek ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulandığı suçlar da kapsama alınacak. Tehdit, hırsızlık ve dolandırıcılık suçları da uzlaşma kapsamında olacak.

NİTELİKLİ DOLANIDIRICILIK , ORGAN VE DOKU TİCARETİ SUÇLARINDA DA İLETİŞİMİN TESPİTİ YAPILABİLECEK

* İletişimin dinlenmesi tedbirini düzenleyen CMK’nın 135. maddesindeki katalog suçlar arasına, organ veya doku ticareti, nitelikli dolandırıcılık suçları da eklenerek ,düzenlemenin yasalaşması halinde bu suçlardan da dinleme yapılabilecek.

FUHUŞ REKLAMI AMAÇLI EYLEMLER CEZALANDIRILACAK

*Fuhuşun reklamını yapmak amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri verme, dağıtma veya yayma eylemleri suç olarak düzenlenerek ilk defa yaptırıma bağlanıyor.1 yıldan 3 yıla kadar hapis, 200 günden 2 bin güne kadar adli para cezası öngörülüyor.

KUMAR İÇİN YER VE İMKAN SAĞLAMANIN CEZASI ARTIYOR

*Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçunun cezasında ve alt sınırında artışa gidilerek caydırıcılık hedefleniyor.Mevcut TCK 228.maddesi uyarınca 1 yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülmekteyken ; tasarıda alt sınırının bir yıla ve üst sınırının da üç yıla çıkarılması ve adli para cezası alt sınırının da 200 gün olarak belirlenmektedir.

CEZAEVLERİNDEN FİRARA YARDIM EDEN KİŞİLERE CEZA

*Ceza infaz kurumlarına veya tutukevlerine; firarı kolaylaştırıcı her türlü alet ve malzemeyi, her türlü saldırı ve savunma araçları ile yangın çıkarmaya yarayan malzemeyi, alkol içeren her türlü içeceği, kumar oynanmasına olanak sağlayan eşya ve malzemeyi, yeşil reçeteye tabi ilaçları, suç örgütlerini temsil eden yayın, afiş, pankart, resim, sembol, işaret, doküman ve benzeri malzemeler ile örgütsel haberleşme araçlarını, ses ve görüntü almaya yarayan araçları, sokan, buralarda bulunduran veya kullanan kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

*Duruşmalar il sınırları içinde başka bir yerde yapılabilecek.Mevcut yasada ancak güvenlik gerekçesiyle ve  yargı hükmüyle davanın başka yere nakline karar verilebiliyor.

ÖRGÜTLÜ OLMAYAN UYUŞTURUCU TİCARETİ SUÇLARINDA DA GİZLİ SORUŞTURMACI

*Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin hususları düzenleyen CMK 139. maddesindeki, “uyuşturucu” ibaresi, “örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu” şeklinde değiştiriliyor. Düzenleme yasalaşırsa bireysel olarak işlenen uyuşturucu ticareti suçlarında da gizli soruşturmacı görevlendirilebilecek.

YARGILAMANIN BAŞINDA İDDİANAMELERİN TAMAMI OKUNMAYACAK

*Ceza Davalarında duruşmanın başında iddianamenin okunması yerine isnada konu eylemler ve hukuki nitelemenin anlatılmasıyla yetinilecek.Geniş kapsamlı dava dosyalarında binlerce sayfalık iddianamenin okunarak yaşanan zaman kaybının önüne geçilmesi hedefleniyor.

İSTİNAF VE YARGITAY BAŞVURULURINDA PARASAL SINIRLAR DEĞİŞİYOR

*İstinaf kanun yoluna başvuru sınırı 1500 TL’den 7000 TL’ye; temyiz kanun yoluna başvuru sınırı 25000 TL’den 50000 TL’ye çıkarılacak.

*İcra ve İflas Kanununda, istinaf kanun yoluna başvuru sınırı 1000 TL’den 7000 TL’ye; temyiz kanun yoluna başvuru sınırı 10000 TL’den 50000 TL’ye çıkarılacak. İş Mahkemeleri Kanununda, istinaf kanun yoluna başvuru sınırı 1000TL’den 7000 TL’ye; temyiz kanun yoluna başvuru sınırı 5000 TL’den 50000 TL’ye çıkarılacak.

*Yargıtayın bozma kararları üzerine mahkeme ilk kararında direnirse, dosya Yargıtay Hukuk veya Ceza Genel Kurulu yerine ilgili daireye gidecek. Bu durum, ilgili daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlığın artık genel kurul tarafından çözülmeyeceği, yine ilgili dairenin kararına bırakılacağı anlamına geliyor.

*Adalet Bakanlığı bünyesinde Alternatif Çözüm Usulleri Daire Başkanlığı kurulacak.

Tasarının genel çerçevesine baktığımızda ; Kolluk,Savcılık ve Sulh Ceza Hakimliklerinin yetkilerinin arttırılmasını; soruşturma ve kovuşturma aşamalarının daha hızlı ilerleyebilmesi ile kasıtlı olarak yargılamanın sürüncemede bırakılmasına ilişkin girişimlerin önüne geçilebilmesini , özellikle terör suçlularının hareket alanının ilk aşamadan itibaren daraltılabilmesini ve bu amaçla hızlı adımlar atılabilmesini hedeflediğini söyleyebiliriz.

                                                                                                                                                  Avukat Selihan Dicle ŞİMŞEK

tw

KİTLESEL AYAKLANMALARDA SOSYAL MEDYA FAKTÖRÜ

Gezi Olayları,Arap Baharı ve Sanal Kaos

Teknolojinin hızla ilerlemesi kitlesel iletişim araçlarını da büyük bir değişime uğrattı.Bu değişimin birey ve toplum üzerindeki etkilerini sorgulamaya çok fazla  vaktimiz olmadı.Değişim o kadar hızlıydı ki sistemi kuranın öngördüğü üzere  sorgulamadan da ayak uydurmalıydık.Eski iletişim araçları ile genellikle monolog gerçekleşen iletişim sürecinin  klasik tanımlamasından ve amacından hızla kopmasıyla “interaktif, çok boyutlu ve karşılıklı anlık  etkileşim sağlayan” bir iletişim süreci başladı. Buna bağlı olarak günümüzde toplumu etkileyen birçok gelişme artık direkt olarak “sosyal medyadan” etkilenerek şekillenmeye başladı.

Sosyal medya kullanımında paylaşımda bulunan her birey eşit olduğundan  ve her bireye eşit koşullar sunulduğundan bireylerin kafasında sosyal medyanın demokrasi veya özgürlük alanı tezahürünün oluşması doğaldır. Bunda batının sosyal medyayı  “demokrasiyi yaygınlaştırıcı araçlar” olarak pazarlaması faktörünü de göz ardı etmemek gerekir. Bu sebepledir ki  siyasi otoritenin sosyal medya üzerinde  en ufak bir müdahalesi veya engellemesi toplumda demokrasi karşıtı , baskıcı otorite algısı yaratmaktadır.

 KİTLE “ETKİLEŞİM” ARACI OLARAK SOSYAL MEDYA

Sosyal medyayı yeni bir kitle iletişim aracı olarak tanımlamaktan ziyade günümüz koşullarında kullanım amacı dikkate alındığında “kitle etkileşim aracı” olarak tanımlamayı tercih ederim. Kaldı ki eski kitle iletişim araçlarından en büyük farkı da “kitleler arasında  iletişim ve bilgi akışı sağlayarak , anlık etkileşim ile toplum üzerinde harekete geçirme” gücünü barındırmasıdır.

Küreselleşmenin sınırları ortadan kaldırarak ortak, homojen bir dil, kültür ve toplum yaratma fikrine odaklandığı düşünüldüğünde , bu hedef ulus sınırlarının ötesinde bir örgütlenme gerektirmektedir. Bu sebeple sosyal medya araçlarının dünyanın her noktasındaki insanlara ulaşarak ve hatta insanların bilinç altına dokunarak küreselleşmeye giden yolda bir örgütlenme aracı olarak tasarlandığı rahatlıkla söyleyebiliriz.

ARAP BAHARINDA SOSYAL MEDYA FAKTÖRÜ

2011 yılının başlarında  başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan halk hareketlerinin örgütlenme ve iletişim aracı olarak sosyal medya araçlarından yararlanılmasının ardından sosyal medyanın tasarlanma amacının da ifşa olmaya başladığını söyleyebiliriz.

Aslında dünyanın birçok yerinde meydana gelen bu tür kitlesel hareketlenmeler sosyal medya ile ortaya çıkmadı ama ilk kıvılcımla geniş kitlelere yayılmasında önemli bir araç işlevi gördü. Radyo, gazete, el ilanı imkanının olmadığı yerlerde “fısıltı gazetesi” devreye girdi. Klavye başında kasıtlı ve bilinçli olarak insanları ayaklanmaya sürükleyecek, linç psikolojisi yaratacak gerçekliği dahi tartışılır  bilgi ve görüntüler hazırlandı, plan işlemeye başladı.

Arap Baharı olarak adlandırılan ve Tunus’ta başlayan süreç 17 Aralık 2010’da 26 yaşındaki bilgisayar mühendisi Muhammed Buazizi’nin bir arabaya doldurduğu sebze meyveyi satarken zabıtalara yakalanması ve mallarına el konan gence zabıtanın tokat atması sonucu, Buazizi’nin bunu protesto için valiliğin önünde kendini yakması ve ölmesi ile başladı.Bu olayı takip eden günlerde sosyal medya üzerinden hızla yayılan ayaklanma sürecinde halk sosyal medya üzerinden birbirlerine çağrıda bulunmuş, bir sonraki protestonun nerede, ne zaman, nasıl olacağını birbirleriyle paylaşmış ve yaptıkları protestoların video ve fotoğraflarını Twitter, Facebook ve Youtube gibi mecralar üzerinden paylaşmışlardır .Örneğin Yotube’da ayaklanmalar başladıktan sonra ki 18 gün içinde ayaklanmaların başladığı kent ile ilgili 30.000 video paylaşımı yapıldı. Arap Baharının kitlesel niteliğe dönüşmesinde ve diğer ülkelere hızla yayılmasında teknolojinin etkisi göz ardı edilemez. Özellikle Tunus ve Mısır’da internet, siyasete ivme kazandıran işleviyle ön plana çıkmıştır. Facebook, Twitter, Youtube ve benzeri sosyal ağların kullanımının yaygınlaşması ile Arap toplumları daha fazla paylaşımda bulunmaya başlamış, halklar arasındaki fiziki sınırlar tüm etkisini kaybetmiştir .Arap Baharı sürecinde sosyal medya önemli roller üstlenmişse de bu her ülkede benzer etkide olmamıştır. İlk olarak Tunus’ta başlayan ayaklanmalar Cezayir, Lübnan, Ürdün, Sudan, Umman, Yemen, Suudi Arabistan, Cibuti, Fas, Bahreyn, İran, Irak, Suriye, Kuveyt ve Libya dahil bir çok ülkeye de sıçramıştır. Sonuç: Etkili olduğu ülkelerde yeniden şekillendirilen sınırlar ve yüz binlerce ölüm(ne yazık ki devam ediyor…)

SOSYAL MEDYA “SEBEP DEĞİL ARAÇ”

Evet  belki  bütün bunların sebebi sosyal medya değildi ama sosyal medya aracı olmasaydı bir çok ülkede milyonlarca insanın aynı zaman diliminde örgütlenmesi ve ayaklanması da mümkün olmayacaktı. Başta da dediğimiz gibi oyun kurucu tüm oyunu “küreselleşme ve tek yönetici güç” üzerine kurarken en büyük silahı her ülkenin yapısal analizine göre toplumda farklılıklardan doğan çatışmalarla kaos ortamı yaratmak ve kaos ortamından faydalanarak ülkeleri dizayn etmek üzerine kurmuştur. İşte bu noktada da ; “örgütleme” “ayaklandırma” ve “isyan ettirme” bunun ilk aşaması ise araç bellidir, sosyal medya…

NEDEN HEP ORTADOĞU ?

“Kanallara çıkan bir takım analistler, sosyal ağların artık demokrasiden uzaklaşan yönetimleri hizaya getirecek kadar güçlendiğini heyecanla anlatıyordu. Programlarda atılan başlıklar ise şöyleydi : “SOSYAL MEDYA DEVRİMLERİ” , FACEBOOK VE TWİTTER DİKTATÖRLERİ DEVİRİYOR” vs. vs.

İnternetin doğasından bihaber sunucuların biri bile çıkıp “İnternet küresel bir ağ yapısı ama bu halk hareketleri neden sadece Ortadoğu’da gelişiyor neden Çin veya Afrika’daki bir diktatörlüğü yıkacak güçte değil bu sosyal medya ? sorularından birisini dahi sormadı.” (Polat,2011:31)

GEZİ PARKI OLAYLARINDA SOSYAL MEDYA FAKTÖRÜ

Küreselleşmenin toplumsal hareketleri ve isyanları  bile aynılaştırması , isyanların bile küresel olarak pazarlanması  sürecini üretmektedir. Gezi Parkı olaylarının başlangıcında öne sürülen sebep  kesilen ağaçlar için mücadeleydi. Taksim Meydanında, çoğu gerçeği yansıtmayan ancak insanlarda öfke yaratacak  görüntüler öyle hızlı bir şekilde sanal ortamda yayıldı ki öfke bir anda katlandı ve ‘SANAL KAOS’ başladı. Sosyal medyanın sınırsız gücü ile örgütlenen insanlar / gruplar oldukça hızlı bir şekilde organize olarak, bu gibi durumlara pek alışık olmayan ve hazırlıksız yakalanan devlet otoritesini zaafa uğratmaya çalıştı.

 

Gezi Parkı sürecinde ilk göze çarpan  Türkiye’deki aktif  Twitter kullanıcı sayısındaki muazzam artıştır.Gösterilerin yoğun olarak yaşandığı 29 Mayıs tarihinden 10 Hazirana kadar olan zaman diliminde Türkiye’deki aktif  Twitter kullanıcısındaki artış grafikte de görülmektedir.”BU OLAYLARA KADAR 1,8 MİLYON OLAN TWİTTER KULLANICI SAYISI OLAYLARIN ÇIKMASI İLE YAKLAŞIK 10 MİLYONA YÜKSELMİŞTİR.” Olaylarda en büyük bilgi trafiği Twitter üzerinden gerçekleşmiştir. Ülke bazından incelersek Gezi parkı ile ilgili atılan tweetlerin %70’i Türkiye içerisinden, %30’unun ise farklı ülkelerden atıldığı göze çarpmıştır. Mesajların dağılım oranına göre ise Türkiye’yi Almanya, İngiltere, Kanada ve Hollanda takip etmiştir.


Gezi Parkı olayları sürecinde en çok kullanılan ve Türkiye de birçok kez en çok konuşulanlar listesine giren  #direngezi etiketi 27 Mayıs itibari ile yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış 31 Mayıs -2 Haziran tarihleri arasında Türkiye’nin en kalabalık şehirleri olan İstanbul, Ankara ve İzmir’de ciddi anlamda ivme kazanmıştır. Sürecin en popüler etiketi olan #direngezi 31 Mayıs-8 Haziran tarihleri arasında tüm Türkiye’ye yayılmış, 12 Haziran tarihinde de en geniş yelpazeye ulaşmıştır. Gezi Parkı gösterilerinde sosyal medya platformları göstericiler tarafından etkin bir şekilde kullanılmıştır.

 Gezi Parkı olaylarının şiddet dönüşmesinde marjinal sol grupların ve bazı medya organlarının yaptıkları planlı kara propaganda  etkili olmuşsa da  sanat camiasından eylemlere katılan ünlülerin olması , bazı sivil toplum kuruluşlarının yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinden vatandaşları Gezi Parkına çağırarak olayların büyümesinde önemli bir rol oynadıkları görülmüştür. Özellikle Twitter ve Facebook üzerinden kamu düzenini tehdit eden çağrılar yapılmış ve bu çağrılara uyarak toplanan gruplar kamu düzenine ve güvenliğine büyük  zararlar vermişlerdir.( “Social Media and Riots: Case Study of Gezi Park Demonstration”Fuat Altunbaş)

İlk bakışta masumca başlamış gibi görünen  ve sosyal medyanın da etkisiyle hızla yayılan  bu sürecin; birçok ülkeyi geri dönülemez bir kaosa ve hatta parçalanmaya sürüklediği göz önüne alındığında ( tüm hazırlıksızlığına rağmen Türkiye’nin üstesinden gelmeyi (zararsız bir şekilde  olmasa da ) başardığını  söylemek mümkün. Ancak diğer taraftan da gerektiğinde kullanılmak üzere bir “yöntem” insanların bilincine yerleştirildi ve provası yapıldı. Belirli aralıklarla da denendiğine şahit olmaktayız , olacağız da…

Sonuç olarak sosyal medyanın yalnızca bir kitlesel iletişim aracı olarak ortaya çıkmadığı aslında tüm açıklığıyla ortada…Ancak bireysel olarak kontrol ve tercihin bizde olduğunu unutmamak gerekir. Hangi amaçla kullanıcılarla buluşturulmuş olursa olsun bilinmesi gereken , sosyal medyanın bir araç olduğu ve bu aracı kullanım amacını bizim belirleyebilme özgürlüğümüzün olduğudur. Bireysel olarak zarar getirecek değil, fayda sağlayacak  şekilde kullanım “ölçümüz” olmalıdır.Diğer taraftan da benzer durumlara karşın siyasi otoritenin alması gereken önlemlerin somutlaştırılması ve sınırlarının çizilmesi gerekmekteyse de ; Ülkemizde suç oluşturan bir eylemin , başka bir ülkede  suç olarak tanımlanmadığı ve Google, Yahoo, Facebook, Skype, Hotmail, Twitter, Youtube gibi internet ortamında yaygın olarak kullanılan yer sağlayıcı firmaların merkezlerinin de Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunduğu dikkate alındığında ,  alınacak önlemlere ilişkin çalışmaların Uluslararası Platforma taşınması gerektiği gerçeği de göz ardı edilemez.

                                                                                                                        Avukat Selihan Dicle ŞİMŞEK

**İlk yayınlanma : http://www.bilgicagihaber.com/yazi/kitlesel-ayaklanmalarda-sosyal-medya-faktoru-28

OHAL

OHAL VE ALINACAK TEDBİRLER NELERDİR ?

 OHAL NEDİR?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ; 20.07.2016 günü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklama 3 ay süreyle OHAL ilan edildiğini açıkladı.Bu açıklamada “Ülkemizde anayasamızın 120’inci maddesi uyarınca OHAL ilan edilmesini hükümete tavsiye etme kararı aldık.Bakanlar kurulumuzda bu tavsiye doğrultusunda Türkiye’de 3 ay süreyle olağanüstü hal ilan edilmesini kararlaştırdık” dedi.Açıklanan 3 aylık OHAL kararı 02:00 sularında Resmi Gazetede yayınlandı.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un “Vatandaşların günlük hayatını olumsuz etkileyen bir durum söz konusu olmayacak. Olağanüstü hal şartları sadece paralel yapıyla mücadele amacıyla kullanılacaktır”şeklindeki beyanı ise bu kapsamda alınacak tedbirlerin hedefini ve  sınırını belirledi diyebiliriz.

2935 Sayılı OHAL kanunda bu kanunun amacı; “tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım,Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması durumlarında olağanüstü hal ilan edilmesi ve usulleriyle olağanüstü hallerde uygulanacak hükümleri belirlemek”olarak hüküm altına alınmıştır.

20.07.2016 günü ise  Anayasanın 120.Maddesi ve 2935 Sayılı OHAL kanunun 11. Maddesindeki sebeplerle OHAL kararı alınmıştır :*Şiddet Olaylarının Yaygınlaşması Ve Kamu Düzeninin Ciddi Şekilde Bozulması Sebepleriyle Olağanüstü Hal İlanı

MADDE 120 – Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edebilir.

Darbe girişiminin üzerinden 5 gün geçtikten  sonra alınan kararla, olağanüstü hal (OHAL) 14 yıl sonra yeniden Türkiye’nin hayatına girdi.PKK  terörüne karşı 19 Temmuz 1987’de Güneydoğu’da ilan edilip, 30 Kasım 2002’de de sona eren OHAL’in en önemli özelliği, temel hak ve hürriyetlerin ‘yasal düzenleme gerektirmeden’ Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile sınırlandırılabilmesi olarak biliniyor. Bu aşamada önemli olan bir yanı da OHAL sırasında gözaltı süreleri uzatılabiliyor.

OHAL NE KADAR SÜRE İLAN EDİLEBİLİR?

Yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.Olağanüstü hal kararı Resmi Gazetede yayımlanır ve hemen TBMM onayına sunulur. TBMM tatilde ise derhal toplantıya çağrılır.Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir.Bakanlar Kurulunun istemi üzerine,her defasında dört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.

Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince ilanından sonra; süreyi uzatmaya, kapsamını değiştirmeye veya olağanüstü hali kaldırmaya ilişkin hususlarda da karar almadan önce Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü alır.

Olağanüstü hal kararının hangi sebeplerle alındığı, bölgesi ve süresi, Türkiye radyo ve televizyonuyla ve Bakanlar Kurulunca gerekli görülen hallerde diğer araçlarla ilan edilir.

Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda Anayasanın 91 inci maddesindeki kısıtlamalara ve usule bağlı olmaksızın, kanun hükmünde kararnamemeler çıkarabilir. Bu kararnameler Resmi Gazetede yayımlanır ve aynı gün TBMM onayına sunulur.

ALINACAK OHAL TEDBİR VE YAPTIRIMLARI

OHAL Kanununun 9.Maddesi Kapsamında Alınacak Tedbirler  :

a) Bölgenin belirli yerlerinde yerleşimi yasaklamak, belirli yerleşim yerlerine girişi ve buralardan çıkışı sınırlamak, belli yerleşim yerlerini boşaltmak veya başka yerlere nakletmek,

b) Resmi ve özel her derecedeki öğretim ve eğitim kurumlarında öğrenime ara vermek ve öğrenci yurtlarını süreli veya süresiz olarak kapatmak,

c) Gazino, lokanta, birahane, meyhane, lokal, taverna, diskotek, bar, dansing, sinema, tiyatro ve benzeri eğlence yerleri ile kulüp vesair oyun salonlarını, otel, motel, kamping, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerini denetlemek ve bunların açılma ve kapanma zamanını tayin etmek, sınırlamak, gerektiğinde kapatmak ve bu yerleri olağanüstü halin icaplarına göre kullanmak,

d) Bölgede olağanüstü hal hizmetlerin yürütülmesi ile görevli personelin yıllık izinlerini sınırlamak veya kaldırmak,

e) Bölge sınırları içerisindeki tüm haberleşme araç ve gereçlerinden yararlanmak ve gerektiğinde bu amaçla geçici olarak bunlara elkoymak,

f) Tehlike arz eden binaları yıkmak; sağlığı tehdit ettiği tespit olunan taşınır ve taşınmaz mallar ile sağlığa zararlı gıda maddelerini ve mahsullerini imha etmek,

g) Belli gıda maddeleri ile hayvan ve hayvan yemi ve hayvan ürünlerinin bölge dışına çıkarılmasını veya bölgeye sokulmalarını kontrol etmek, sınırlamak veya gerektiğinde yasaklamak,

h) Gerekli görülen zaruri ihtiyaç maddelerinin dağıtımını düzenlemek,

i) Halkın beslenmesi, ısınması, temizliği ve aydınlanması için gerekli gıda madde ve eşyalarla her türlü yakıtın, sağlığın korunmasında, tedavide ve tıpta kullanılan ilaç, kimyevi madde, alet ve diğer şeylerin, inşaat, sanayi, ulaşım ve tarımda kullanılan eşya ve maddelerin, kamu için gerekli diğer mal, eşya, araç, gereç ve her türlü maddelerin imali, satımı, dağıtımı, depolanması ve ticareti konularında gerekli tedbirleri almak, bu yerlere gerektiğinde elkoymak, kontrol etmek ve bu malları satıştan kaçınan, saklayan, kaçıran, fazla fiyatla satan, imalatını durduran veya yavaşlatanlar hakkında fiilin işleniş şekli veya niteliği de nazara alınarak işyeri bulunduğu mahal için hayati önem taşımadığı takdirde işyerini kapatmak,

j) Kara, deniz ve hava trafik düzenine ilişkin tedbirleri almak, ulaştırma araçlarının bölgeye giriş ve çıkışlarını kayıtlamak veya yasaklamak.

Olağanüstü hal ilanında; genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 9 uncu maddede öngörülen tedbirlere ek olarak aşağıdaki tedbirler de alınabilir:

OHAL Kanununun 11.Maddesi Kapsamında Alınacak Tedbirler  :

a) Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak,

b) Belli yerlerde veya belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak,

c) Kişilerin; üstünü, araçlarını, eşyalarını aratmak ve bulunacak suç eşyası ve delil niteliğinde olanlarına el koymak,

d) Olağanüstü hal ilan edilen bölge sakinleri ile bu bölgeye hariçten girecek kişiler için kimlik belirleyici belge taşıma mecburiyeti koymak,

e) Gazete, dergi, broşür, kitap, el ve duvar ilanı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını, bunlardan olağanüstü hal bölgesi dışında basılmış veya çoğaltılmış olanların bölgeye sokulmasını ve
dağıtılmasını yasaklamak veya izne bağlamak; basılması ve neşri yasaklanan kitap, dergi, gazete, broşür, afiş ve benzeri matbuayı toplatmak,

f) Söz, yazı, resmi, film, plak, ses ve görüntü bantlarını ve sesle yapılan her türlü yayımı denetlemek, gerektiğinde kayıtlamak veya yasaklamak,

g) Hassasiyet taşıyan kamuya veya kişilere ait kuruluşlara ve bankalara, kendi iç güvenliklerini sağlamak için özel koruma tedbirleri aldırmak veya bunların artırılmasını istemek,

h) Her nevi sahne oyunlarını ve gösterilen filmleri denetlemek, gerektiğinde durdurmak veya yasaklamak,

i) Ruhsatlı da olsa her nevi silah ve mermilerin taşınmasını veya naklini yasaklamak, j) Her türlü cephaneler, bombalar, tahrip maddeleri, patlayıcı maddeler, radyoaktif maddeler veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler ve boğucu gazlar veya benzeri maddelerin bulundurulmasını, hazırlanmasını, yapılmasını veya naklini izne bağlamak veya yasaklamak ve bunlar ile bunların hazırlanmasına veya yapılmasına yarayan eşya, alet veya araçların teslimini istemek veya toplatmak,

k) Kamu düzeni veya kamu güvenini bozabileceği kanısını uyandıran kişi ve toplulukların bölgeye girişini yasaklamak, bölge dışına çıkarmak veya bölge içerisinde belirli yerlere girmesini veya yerleşmesini yasaklamak,

l) Bölge dahilinde güvenliklerinin sağlanması gerekli görülen tesis veya teşekküllerin bulunduğu alanlara giriş ve çıkışı düzenlemek, kayıtlamak veya yasaklamak,

m) Kapalı ve açık yerlerde yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklamak, ertelemek, izne bağlamak veya toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapılacağı yer ve zamanı tayin, tespit ve tahsis etmek, izne bağladığı her türlü toplantıyı izletmek, gözetim altında tutmak veya gerekiyorsa dağıtmak,

n) İşçinin isteği, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller, sağlık sebepleri, normal emeklilik ve belirli süresinin bitişi nedeniyle hizmet akdinin sona ermesi veya feshi dışında kalan hallerde işçi çıkartmalarını işverenin de durumunu dikkate alarak üç aylık bir süreyi aşmamak kaydıyla izne bağlamak veya ertelemek,

o) Dernek faaliyetlerini; her dernek hakkında ayrı karar almak ve üç ayı geçmemek kaydıyla durdurmak,

OLAĞANÜSTÜ HALİN UYGULANMASI

Olağanüstü halin uygulanmasında görev ve yetki: Olağanüstü hal bir ili kapsıyorsa il valisine,bir bölge valiliğine bağlı birden çok ilde ilan edilmesi halinde bölge valisine , birden fazla bölge valisinin görev alanına giren illerde veya bütün yurtta ilan edilmesi halinde, koordine ve işbirliği Başbakanlıkça sağlanmak suretiyle bölge valililerine aittir. Gerekli işlemler onlar tarafından yürütülür.

OHAL kanunu ve Anayasa kapsamında ; Olağanüstü halin amacı,sebepleri ve alınacak tedbirler bu şelikde belirtilmiş olmakla birlikte , vatandaşlar olağan hayatını devam ettirebilmeli , korku ve paniğe kapılmamalıdır.

15.07.2016 günü yaşanan darbe girişimi sonrası , tehlikenin boyutuna hep birlikte şahit olduk.Böylesine bir tehlike  karşısında , OHAL kararı alınmasını panikle karşılamak ve korkuya kapılmak yerine ; tüm devlet mekanizmasını sarmış bu tehlikeden ve tehlikeyi yaratan kişilerden arınma ve temizlenme fırsatı olarak görmeli ve ülkemizin bu süreçten daha güçlü bir şekilde çıkacağına inanarak bir fırsat olarak görmeliyiz.

(15.07.2016 tarihli darbe girişiminde  ülkesine ve geleceğine sahip çıkmak adına canını ortaya koyan tüm şehitlerimize saygı ve dualarımla…)

                                                                                                                         Avukat Selihan Dicle ŞİMŞEK

723459

“Eşin Açık Rızası Bulunmadıkça Aile Konutu Devredilemez,İpotek Tesis Edilemez”

     Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2015/7908 K. 2015/21532 18.11.2015 Tarihli Kararı

  • İPOTEK İŞLEMİNE DİĞER EŞİN AÇIK RIZASI ( 4721 S.K. 194. Maddesi gereğince eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı gereği eşlerin hukuki işlem özgürlüğünün “Aile Birliğinin Korunması” amacıyla sınırlandırıldığı/eşlerden biri diğer eşin”Açık Rızası Bulunmadıkça” Aile Konutu İle İlgili Kira Sözleşmesini Feshedemeyeceği Aile Konutunu Devredemeyeceği ve Aile Konutu Üzerindeki Hakları Sınırlayamayacağı ) 4721/m.193,194/1

ÖZET : Dava, aile konutu üzerindeki ipoteğin kaldırılması ve taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulması istemlerine ilişkindir. Eşlerden biri diğer eşin “açık rızası bulunmadıkça” aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Her ne kadar ipotek doğrudan doğruya aile konutundan faydalanma ve oturma hakkını engellemiyorsa da, hak sahibi eşin  kötüniyetli ve muvazaalı işlemleri ile aile konutunun elden çıkarılma tehlikesi nedeniyle ipotek işlemine diğer eşin “açık rızası” şarttır. Somut olayda, davalı eş dava konusu aile konutu üzerinde diğer davalı banka lehine ipotek tesis etmiş, davalı banka, bu işlem sırasında davacı kadının verdiği iddia edilen muvafakatnamedeki imzanın kadına ait olduğunu kesin olarak ispat edememiştir.Eşin “açık rızası” alınmadan yapılan işlemin “geçerli olduğunu” kabul etmek imkansızdır. Eş söyleyişle eşin “açık rızası alınmadan” yapılan işlemin “geçersiz olduğunu” kabul etmek zorunludur. Mahkemece aile konutu şerhi ve ipoteğin kaldırılması davalarının kabulüne karar verilmesi gerekirken, ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Sınırlandırma aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa dahi aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh “kurucu” değil “açıklayıcı“ şerh özelliğini taşımaktadır.

Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, “emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin “açık” olması gerekir ( Mustafa Alper GÜMÜŞ, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; Vedat Kitapçılık, İstanbul 2007, Birinci Basıdan İkinci Tıpkı Bası, s. 41-42 ).

nufus-250x184

Türk Vatandaşlığının Kaybedilmesi ve Koşulları

TÜRK VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKMA

Türk vatandaşlığından çıkmak için izin isteyen kişilere aşağıdaki şartları taşımaları halinde Bakanlıkça çıkma izni veya çıkma belgesi verilebilir.

a) Ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak.

b) Yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmış olmak veya kazanacağına ilişkin inandırıcı belirtiler bulunmak.

c) Herhangi bir suç veya askerlik hizmeti nedeniyle aranan kişilerden olmamak.

ç) Hakkında herhangi bir mali ve cezai tahdit bulunmamak.

TÜRK VATANDAŞLIĞINI KAYBETTİRME

Aşağıda belirtilen eylemlerde bulundukları resmi makamlarca tespit edilen kişilerin Türk vatandaşlığı Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile kaybettirilebilir.

a) Yabancı bir devletin, Türkiye’nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmetinde bulunup da bu görevi bırakmaları kendilerine yurt dışında dış temsilcilikler, yurt içinde ise mülki idare amirleri tarafından bildirilmesine rağmen, üç aydan az olmamak üzere verilecek uygun bir süre içerisinde kendi istekleri ile bu görevi bırakmayanlar.

b) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde Bakanlar Kurulunun izni olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam edenler.

c) İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar.

TÜRK VATANDAŞLIĞININ SEÇME HAKKI İLE KAYBI

Aşağıda durumları belirtilenler, ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde Türk vatandaşlığından ayrılabilirler.

a) Ana ya da babadan dolayı soy bağı nedeniyle doğumla Türk vatandaşı olanlardan yabancı ana veya babanın vatandaşlığını doğumla veya sonradan kazananlar.

b) Ana ya da babadan dolayı soy bağı nedeniyle Türk vatandaşı olanlardan doğum yeri esasına göre yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar.

c) Evlat edinilme yoluyla Türk vatandaşlığını kazananlar.

ç) Doğum yeri esasına göre Türk vatandaşı oldukları halde, sonradan yabancı ana veya babasının vatandaşlığını kazananlar

d) Herhangi bir şekilde Türk vatandaşlığını kazanmış ana veya babaya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazananlar.

Yukarıdaki hükümler gereğince vatandaşlığın kaybı ilgiliyi vatansız kılacak ise seçme hakkı kullanılamaz.

d62d0e4b-36fe-4109-825a-79fc9dc4fb2d

Alman Meclisi “Sözde” Ermeni Soykırımı Kararı (Tam Metni)

“Alman Federal Meclisinin Kararı Yargı Yetkisi Gaspıdır”

Sözde Ermeni Soykırımı olarak tarihe geçirilmek istenen olay ; Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu’nun müttefik oldukları 1.Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti yurttaşı bazı Ermenilerin, İhtilalci Komiteler oluşturarak, Çarlık Rusya’sının da desteği ile askeri ve sivil halka karşı artan saldırıları ve yaptıkları katliamlar nedeniyle hükümet tarafından zorunlu göçe tabi tutulmalarından ibarettir.Bu da soykırım değil, savaş halidir ve meşru müdafaadır.

Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altındaki topraklarda yaşayan tüm Ermeniler değil sadece saldırıların ve katliamların ağırlıklı olarak yaşandığı Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşayan ve Ruslar’ın da destekleri ve hatta bizzat katılmalarıyla oluşturulan saldırı birlikleri’ vasıtasıyla katliam yapan Ermeni çetecilerin katliam yaptıkları­ bölgelerdeki Ermeniler hem devletin hem kendilerinin güvenliklerinin sağlanması kaygısıyla zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır. Yani amaç, Ermenilerin yok edilmeleri asla değildir; Osmanlı Devleti’nin kendini savunma ihtiyacıdır; vatan savunmasıdır. Sorumluluğu, Ermenilerle birlikte büyük ölçüde, Ermeni çetelerini silahlandırarak 1914 yılında Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtan, saldırtan Ruslar, Fransızlar ve İngilizlerdir. İstanbul, İzmir, Bursa gibi ülkenin batı bölgeleri tehcir kararından etkilenmemiştir. Bu durum genel bir tehcirin söz konusu olmadığının ve Ermenilerin yok edilmesi gibi planların bulunmadığının önemli bir göstergesidir.

Türk arşivlerinde bulunan tüm belgeler aleniyken ; Ermenistan ise, arşivlerini ısrarla kapalı tutmaya devam etmektedir.

“Soykırım kelimesi; 9 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, “ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla” meydana gelen suçları tanımlamaktadır. 1915 olayları için; yani ‘Osmanlı’da Ermenilerin Doğu ve İç Anadolu’dan Suriye’ye tehcir edilmesi’ olayı için bu sözleşme hükümlerinin uygulanması, hukuken mümkün değildir; nitekim 100 yıldır araştırılmasına ve tartışılmasına rağmen, yasal dayanaktan yoksun olduğu için bu güne kadar ‘sözde’ Ermeni soykırımı, hiçbir mahkeme tarafından tespit edilememiştir.

 Bu noktada; İsviçre Konfederasyonu aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan ve AİHM’in 2. Dairesi tarafından 17 Aralık 2013 tarihinde açıklanan Perinçek/İsviçre davası kararı ile yine AİHM Büyük Daire’nin aynı konuda aldığı ve 15 Ekim 2015 tarihinde açıkladığı 27510/08 sayılı (Perinçek/İsviçre davası) kararına göre; soykırım suçunun varlığına, ancak eylemin yapıldığı ülkenin yetkili ceza mahkemesi veya yetkili Uluslararası Ceza Mahkemesi (Lahey Adalet Divanı) karar verebilir. Gene anılan kararlara göre; 1915 olaylarına ilişkin olarak yetkili olan Türk mahkemeleri ve Lahey Adalet Divanı’dır ve münhasıran yetkili olan bu mahkemeler tarafından alınmış hiçbir karar yoktur; böyle bir kararın alınması da mümkün değildir; zira anılan BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, sadece yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylar için geçerlidir; o tarihten önceki olaylara uygulanamaz. Ayrıca  AİHM 2. Dairesi ve AİHM Büyük Dairesi’nin Perinçek-İsviçre Davasında verdiği kararla ‘yetkili ceza mahkemeleri dışındaki yargı kurumlarının, parlamentoların, hükümetlerin, akademik kuruluşların 1915 olayları konusunda “soykırım” kararı veremeyeceklerine hükmedilmiştir.(TBB/Alman Barolar Birliği Başkanlığı yazışma metni içeriği)

Özetle; Alman Federal Meclisi yargı yetkisini gasp ederek  dayanak AİHM kararlarına aykırı şekilde , hukuki dayanaktan yoksun yalnızca siyasi bir girişim olarak adlandırılabilecek bir kararla  aşağıda tam metni bulunan tasarıyı onaylamıştır.

Kararın gerekçe kısmında da belirtildiği üzere ; “Osmanlı İmparatorluğu’nda görev yapmış Alman büyükelçi ve konsolosların raporlarının dayanak yapılarak” bu kararın alınması ise başlı başına kararın tek taraflı , dayanaktan yoksun bir girişim olduğunun göstergesidir.

                                                        -ONAYLANAN TASARI METNİ-

CDU/CSU, SPD ve Birlik 90/Yeşiller’in Alman Meclis’ine sunduğu tasarı önergesi

1915-1916 döneminde Ermenilere ve diğer Hıristiyan azınlıklara dönük soykırımı hatırlama ve anma

  1. Almanya Federal Meclisi şu noktaları saptar:

Almanya Federal Meclisi, yüzyıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nda başlayan, Ermenilere ve diğer Hıristiyan azınlıklara yönelik tehcir ve katliamların kurbanlarının anısı önünde saygıyla eğilir. Parlamento, o dönemin Jöntürk  yönetimi tarafından yapılan ve Osmanlı İmparatorluğu  içerisindeki Ermenilerin neredeyse tamamen yok edilmesine sebebiyet veren eylemlerinin yasını tutar. Aynı dönemde keza başka Hıristiyan toplulukların mensupları, özellikle de Süryani ve Keldaniler de tehcir ve katliamlara maruz kalmıştı.

O dönemin Jöntürk rejiminin emriyle 24 Nisan 1915’te  İstanbul’da bir milyonu aşkın etnik Ermeni’nin planlı tehcir ve yok ediliş süreci başladı. Bu insanların kaderi kitlesel imha, etnik temizlik, tehcir ve evet soykırımlar tarihi açısından örnek teşkil eder ve 20. yüzyıl da dehşet verici bir şekilde bütün bunlardan müteşekkildir. Bunun yanı sıra Almanya’nın suçlu ve sorumlu olduğu Holokost’un biricikliğinin de bilincindeyiz.

Federal Meclis, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri baş müttefiki olan Alman İmparatorluğu’nun  Ermenilerin organize bir şekilde tehcir ve yok edilişine ilişkin Alman diplomatlar ve misyonerler aracılığıyla da gelen açık bilgilere karşın insanlığa karşı bu cürmü durdurmaya çalışmayarak oynadığı yüz kızartıcı rolden ötürü elem içindedir. Almanya Federal Meclisi’nin bu noktadaki anması yeryüzünün en eski Hıristiyan ulusuna karşı saygısının da bir ifadesidir.

Almanya Federal Meclisi 2005 yılındaki kurbanların anılması, aynı zamanda tarihle yüzleşme ve Türklerle Ermenilerin barışına katkı amacını taşıyan kararını (No: 15/5689) güçlendirmektedir.

Bütün partilerin konuşmacıları 24 Nisan 2015’te, yüzüncü yıl anmasında, Almanya Federal Meclisi’ndeki tartışmalar sırasında ve özellikle de bu tartışmadan bir akşam önce Cumhurbaşkanı bizzat, Ermenilere yönelik soykırımı lanetlemiş, kurbanları anmış ve barışma çağrısında bulunmuştur.  Alman İmparatorluğu’nun da bu olaylarda suç ortaklığı vardır.

Federal Meclis, Almanya’nın özel tarihi sorumluluğunu kabul eder.  Türkleri ve Ermenileri geçmişin mezarları üzerinden birlikte barış ve anlayış yolu arayışı konusunda desteklemek de bu sorumluluğun bir parçasıdır. Bu barışma süreci, geçtiğimiz yıllarda tökezlemiştir ve acilen yeniden hareketlendirilmeye ihtiyaç duymaktadır.

Almanya Federal Meclisi, bu vesileyle sadece tasavvur edilemez vahşilikteki cinayetlerin kurbanlarını değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu ve Alman İmparatorluğu içerisinde, yüzyıl önceki güç koşullar ve o dönemin yönetimlerine karşı farklı yollarla Ermeni kadın, çocuk ve erkeklerin kurtarılması için mücadele eden insanları da saygıyla anar.

Bugün Almanya’nın okul, üniversite ve siyaset eğitiminin içerisinde müfredat ve ders kitaplarına 20. yüzyılın etnik çatışmalar tarihiyle yüzleşilmesi çerçevesinde Ermenilerin tehciri ve yok edilişini de dahil etme ve gelecek kuşaklara aktarma görevi bulunmaktadır. Bu noktada özellikle eyaletlere önemli bir rol düşmektedir.

Almanya Parlamentosu katliam ve tehcir kurbanlarının Almanya’nın rolü bağlamında anılmasının ve ülkesindeki Türk ve Ermeni kökenli yurttaşları arasında arabuluculuk yapmasının entegrasyona ve bir arada barış içinde yaşama da katkı sağlayacağı görüşündedir.

Almanya Federal Meclisi, Ermenilere yönelik cürümlerin araştırılması ve Ermenilerle Türklerin barışmasını hedefleyen Türkiye’deki bilim, sivil toplum, sanat ve kültür alanlarındaki bütün girişim ve katkıları memnuniyetle karşılamaktadır.

Almanya Federal Meclisi, kendi hükümetini de Ermenilere yönelik tehcir ve katliamların araştırılması konusuna dikkatini yöneltmeye teşvik eder. Yine Alman Parlamentosu bu sorunun çözümüne  yardım ve destek sağlayacak her türlü girişimi memnuniyetle karşılar.

Almanya’nın kendi tarihi tecrübesi, bir toplum için tarihinin karanlık sayfalarını ele almanın ne derece zor olduğunu göstermiştir. Öte yandan tarihin dürüstçe ele alınması hem toplum içerisinde hem de başkalarıyla barışmanın en önemli temelidir. Bu noktada faillerin suçları ile bugün yaşayanların sorumluluğu arasında ayrım yapmak gerekir. Geçmişin anılması bizi ayrıca nefret ve yıkımın insanları ve halkları tekrar tekrar tehdit etmesi noktasında uyanık olma ve bu durumu önleme konusunda da uyarır.

Almanya Federal Meclisi, Ermenistan ve Türkiye’den temsilcilerin geçmişi hatırlama ve devletler arası ilişkilerin normalleşmesi yönünde 2005’ten bu yana adım atma çabalarını dikkatle gözlemektedir. Ancak iki devlet arasındaki ilişki halen gergindir ve karşılıklı şüphe barındırmaktadır. Almanya, Türkleri ve Ermenileri birbirilerine yakınlaştırmak konusunda desteklemelidir. Tarihin yapıcı bir şekilde ele alınması bugün ve gelecekte anlayışın temeli açısından kaçınılmazdır.

Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasındaki gerilimin azaltılması, ilişkinin normalleştirilmesi aynı zamanda Kafkas bölgesi için de önem arz etmektedir. Almanya bu noktada AB komşuluk politikaları çerçevesinde  Alman-Ermeni-Türk ilişkileri içerisindeki tarihi rolü dolayısıyla kendisinde özel bir sorumluluk görmektedir.

  1. Federal Meclis, hükümeti şu noktalarda göreve çağırmaktadır:

– Almanya Federal Meclisi’ndeki, 100. yıldönümüne denk gelen 24 Nisan 2015’teki tartışmanın ruhuna uygun olarak 1915-1916 döneminde Ermenilerin tercihi ve nerdeyse topyekûn imhası, keza Alman İmparatorluğu’nun rolü konusunda geniş ve kamuya açık bir yüzleşmeye katkı sağlamak.

– Türkiye tarafını, o dönemin tehcir ve katliamları ile açık bir şekilde yüzleşmeye teşvik etmek ve böylelikle Ermeni halkı ile barışmak için gereken zeminin temelini atmak.

– Geçmişin ele alınması aracılığıyla Türkler ve Ermeniler arasında yakınlaşma, barışma ve tarihi suçun affının sağlanması konusunda çalışmaya devam etmek.

– Türklerle Ermeniler arasında görüş alışverişi, yakınlaşma ve tarihin incelenmesine katkı sağlayacak Türkiye’deki ve Ermenistan’daki bilim, sivil toplum ve kültür etkinliklerini desteklemeye ve eldeki tahsisat çerçevesinde maddi katkı sağlamaya devam etmek.

– Barışmanın ve Türk-Ermeni ilişkilerinin fazlasıyla gecikmiş iyileştirilmesi çalışmasının ilk adımı olarak Türkiye ve Ermenistan’ın tarihi olaylarla yüzleşmesini aktif bir şekilde desteklemek; örneğin biliminsanları için burs sağlamak ya da her iki ülkeden tarihin aydınlatılması ve barışma amacıyla çalışan sivil toplum örgütlerine yardımcı olmak.

– Türk ve Ermenistanlı hükümet yetkililerini, iki ülkenin devletler arası ilişkilerine yönelik hali hazırda donmuş durumda bulunan normalleşme sürecini ilerletmeye teşvik etmek.

– Türkiye ve Ermenistan hükümetlerini 2009’da imzalanan ve tarihi bilimsel yöntemle ele alacak bir komisyonun kurulması, diplomatik ilişkilerin yeniden başlaması ve ortak sınırın açılmasını öngören protokolün onayı için ikna etmek.

– Türkiye Cumhuriyeti’nde yakın zamanda başlayan Ermeni mirasının korunması  girişimlerinin devamı ve artması için çaba harcamak.

– Mali imkânlar çerçevesinde Almanya içerisinde 1915/16’da yaşananlarla ilgili yüzleşmeyi konu edinen bilim, sivil toplum, kültür girişim ve projelerini desteklemeye devam etmek.

Berlin,

VolkerKauder, Gerda Hasselfeldt ve Partisi

Thomas Oppermann ve Partisi

KatrinGöring-Eckardt, Dr. Anton Hofreiter ve Partisi

Gerekçe:

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilerin yok edilişi, binlerce yıllık Ermeni tarihi içerisindeki en büyük ve sonuçları en acı felaketti. Bağımsız kaynaklara göre bir milyonu aşkın Ermeni, tehcir ve kitlesel cinayetlere kurban gitti. Sayısız tarafsız tarihçi, parlamento ve uluslararası kurum Ermenilerin tehcir ve yok edilişini soykırım olarak tanımlamaktadır. Bu tehcir ve katliamların anılması bu nedenle din ve dil dışında bu halkın kimliği açısından merkezi anlam ve önem arz etmektedir.

Almanya Federal Meclisi, bu olayları aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’na ilişkin güncel hatırlama edimi çerçevesinde ele almaktadır. Alman İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu’nun temel askeri müttefikiydi. O dönemin Ermenilerin tehciri ve katli konusunda bilgi sahibi olan Alman imparatorluk yönetimi, elindeki bu bilgiye karşın hiçbir şey yapmadı. Federal Almanya Cumhuriyeti, kendisinde geçmişle yüzleşmeyi teşvik etme ve bu konudaki anıları canlı tutma sorumluluğunu hissetmektedir.

Gerçekler aleni olarak ortaya konulmasına karşın, Türkiye bugüne kadar Ermenilere yönelik tehcir, zulüm ve cinayetlerin planlı bir şekilde uygulanmış olduğunu ya da tehcir sırasındaki kitlesel ölümlerin ve yapılan katliamların Osmanlı yönetimini arzusu dahilinde olduğunu  inkâr etmektedir.

Katliamların ve tehcirin boyutuna Türkiye’de toptan şüpheyle yaklaşılmaktadır.   Ancak bu noktada tersine eğilimler de mevcuttur.  2008 yılında her iki ülkenin devlet başkanlarının birlikte bir futbol maçını izlemesi ve böylelikle devam edecek görüşmeler için iradelerini sergilemeleri bir umut vesilesi oldu.  2009’da iki ülkenin Dışişleri bakanları arasında tarihi bilimsel olarak ele almak üzere oluşturulacak bir komisyon kurulmasını da öngören bir protokol imzalandı. Ancak söz konusu protokol bugüne kadar her iki parlamentoda da kabul edilmedi.

İki halkın barışması ancak 100 yıl önceki olayların esaslı bir şekilde aydınlatılması ve gerçeklerin artık daha fazla inkâr edilmemesi halinde mümkün olabilir. Bunun için de Türkiye’deki bilim insanları ve gazetecilerin Ermenilerin tehciri ve öldürülüşü konusundaki araştırmaları özgür ve baskılardan korku duymaksızın yürütülebilmesi elzemdir. Hali hazırda Türkiye’de katliamların araştırılmasını kendisine konu edinmiş pek çok girişim bulunmaktadır. Konu birkaç yıldan bu yana Türk kamuoyunda tartışılmaktadır. Bu gelişmeler, keza yıllardan bu yana Dışişleri tarafından mali olarak desteklenen sınır ötesi sivil toplum projeleri memnuniyetle karşılanmaktadır.

Alman İmparatorluğu da Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri baş müttefiki olarak bu sürece derinden dahildi. Alman İmparatorluğu’nun gerek siyasi gerekse askeri yönetimi ta başından beri Ermenilerin tehciri ve katledilişi konusunda bilgi sahibiydi. Protestan din adamı Dr. Johannes Lepsius, 5. Ekim 1915’te Almanya Parlamentosu’nda Temmuz/Ağustos 1915’te İstanbul’da yaptığı araştırmaların sonuçlarını sunduğunda,  konu o dönemin Alman yönetimi tarafından tamamen sansürlendi. Aynı şekilde Lepsius’un  doğrudan milletvekillerine yolladığı ‘Türkiye’de Ermeni Halkının Durumuna İlişkin Raporu’ da  1916’da Alman askeri sansür kurulu  tarafından  yasaklanarak rapora el kondu ve milletvekillerine ancak 1919’da Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda teslim edildi. Aralarında Philipp Scheidemann, Karl Liebknecht, Matthias Erzberger gibi siyasetçilerin ve  Adolf von Harnack und Lorenz Werthmann gibi Protestan ile Katolik Kiliseleri’nden önemli isimlerin de bulunduğu pek çok Alman bilim insanı, siyasetçi ve dini temsilcinin acil dilekçelerine karşın Alman yönetimi, müttefiki Osmanlı İmparatorluğu üzerinde etkili bir baskı kurma işini sürüncemede bıraktı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda görev yapmış Alman büyükelçi ve konsolosların raporlarına dayanan Alman Dışişleri’ndeki evraklar da katliamların ve tehcirin planlı uygulanışını belgelemektedir. Bu belgeler o zaman meydana gelen olayların en önemli resmi kaydı niteliğindedir.  Alman Dışişleri, yıllar önce bu belgeleri kamuya açmıştır.  1998’de Ermenistan’a söz konusu arşivin tamamı mikroçip olarak takdim edilmiştir. Aynı şekilde Türkiye’ye de bir kopya almıştır.

723459

“Duruşma gününün Uyaptan öğrenilmesine şeklinde ara karar verilememesi”

Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 2015/29590 E.,2015/29486 K.,02/10/2015 Tarihli Kararı  :

 DAVACI VEKİLİNİN DURUŞMA GÜNÜNÜ UYAPTAN ÖĞRENMESİNE ŞEKLİNDE ARA KARAR VERİLEMEMESİ ( Mazereti Kabul Edilen Davacı Vekiline Duruşma Gününün Tebliğ Edilmediği/Bir Sonraki Duruşmaya Davacı Vekilinin Katılmadığı ve Dosyanın İşlemden Kaldırıldığı – 3 Aylık Süre Zarfında Yenileme Olmadığından Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verildiği/Tebligat Yapılarak ya da UYAP Üzerinden Duruşma Gününün Bildirilmesi Gerektiği )

 VEKİLİN MAZERETİ KABUL EDİLDİĞİ HALDE DURUŞMA GÜNÜNÜN TARAFINA TEBLİĞ EDİLMEMESİ ( “Davacı Vekilinin Duruşma Gününü UYAP’tan Öğrenmesine” Şeklindeki Ara Kararın Yasal Olmadığı – Gider Avansından Tebligat Masrafı Alınarak Davacı Vekiline Usulüne Uygun Tebligat Yapılarak ya da UYAP Üzerinden Duruşma Günü Bildirilerek Davaya Katılımına Olanak Sağlanıp Hüküm Kurulacağı )

ÖZET : Davacı vekilinin sunduğu dilekçe ile duruşmaya katılamayacağına dair mazeret sunduğu ve duruşma gününün de tarafına tebliğini istediği, mazeretin kabulüne ve davacı vekilinin duruşma gününü UYAP’tan öğrenmesine karar verildiği, bir sonraki duruşmaya davacı vekilinin katılmadığı ve davalının da davayı takip etmediğini bildirmesi üzerine dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, 3 aylık süre zarfında yenileme olmadığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

“Davacı vekilinin duruşma gününü UYAP’tan öğrenmesine” şeklindeki ara karar yasal olmayıp, gider avansından tebligat masrafı alınarak davacı vekiline usulüne uygun tebligat yapılarak ya da UYAP üzerinden davacı vekiline duruşma günü bildirilerek davaya katılımına olanak sağlanıp hüküm kurulması gerekir.

Dosyanın incelenmesinde, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu 16.05.2013 tarihli dilekçe ile 23.05.2013 günü yapılacak duruşmaya Antalya’da düzenlenecek seminer nedeniyle katılamayacağına dair mazeret sunduğu ve duruşma gününün de tarafına tebliğini istediği, mahkemece mazeretin kabulüne ve davacı vekilinin duruşma gününü UYAP’tan öğrenmesine karar verilerek duruşmanın 03.07.2013 tarihine bırakıldığı, bu tarihteki duruşmaya davacı vekilinin katılmadığı ve davalının da davayı takip etmediğini bildirmesi üzerine HMK 150. Maddesi uyarınca dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 3 aylık süre zarfında yenileme olmadığından mahkemece 30.10.2013 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

“Davacı vekilinin duruşma gününü UYAP’tan öğrenmesine” şeklindeki ara karar yasal olmayıp, gider avansından tebligat masrafı alınarak davacı vekiline usulüne uygun tebligat yapılarak ya da UYAP üzerinden davacı vekiline duruşma günü bildirilerek davaya katılımına olanak sağlanıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

723459

Konut Kredisi Sözleşmesinin Kefilleri Hakkında İcra Takibi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/13-1114 E.,2013/1041 K., 10.7.2013 Tarihli Kararı :

• Konut Kredisi Sözleşmesinin Kefilleri Hakkında Takip ( Davacı Bankanın Hem Kredi Sözleşmesine Hem İpotek Senedine Dayanarak Asıl Borçlu ve Müteselsil Kefiller Hakkında Takip Başlattığı – Kefiller Hakkında Her İki Takip Yolu da Seçilebileceği/Kefile Taşınmazın İpotekle Devredildiği )

• Kefil Hakkında Hem ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip hem de ilamsız takip başlatılması ( Davacı Bankanın Hem kredi Sözleşmesine Hem İpotek Senedine Dayanarak Başlattığı – Kefiller Hakkında Her İki Takip Yolu da Seçilebileceği )

• İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLU İLE TAKİP ( İpotek Sadece Borçlu Lehine yada Kredi Sözleşmesindeki Borç İçin Verilmişse Kefilin Kendi Kefaletini Karşılamayan Arta Kalan Borç Miktarı İçin Tüm Alacak İçin Tahsilde Tekerrür Olmamak Kaydıyla Genel Haciz Yoluyla Takip Yapabileceği )

Özet     : Müşterek borçlu-müteselsil kefil, ipoteği kendi kefaletini de karşılayacak şekilde borca yetecek miktarda vermişse, alacaklı sadece İ.İ.K.’nun 45.maddesi göre, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabilir. Aksine olarak ipotek, sadece borçlu lehine yada kredi sözleşmesindeki borç için verilmişse kefilin kendi kefaletini karşılamayan arta kalan borç miktarı için alacaklı İ.İ.K.’nun 45.maddesine başvurma zorunluluğu olmadan, tüm alacak için tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile genel haciz yoluyla takip yapabilir. Davalının ipotek resmi senedi ile sadece asıl borçlunun sorumluluğu için gayrimenkul ipoteği verdiği, daha sonra ipotekli taşınmazın müteselsil kefillerden asıl davanın davalısına ipotekle yükümlü olarak devir edildiği, asıl davanın davacısı bankanın ise hem kredi sözleşmesine, hem de ipotek senedine dayanarak, asıl borçlu ve müteselsil kefiller hakkında, icra takibi başlattığı uyuşmazlık konusu değildir. Davacı bankanın kefil olan davalılar hakkında her iki takip yolunu da seçmiş olmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır.