Suriye’de Her Şey Nasıl Başladı Hatırlayan Var mı ?

suriye.20150703105058

Son 5 yıllık süreçte Suriye’de her şey o kadar hızlı gelişti ki , Suriye’de her şey nasıl başladı,çoğu kişi bilmiyor ya da artık hatırlamıyor.Tek bildiğimiz insanlar günden güne ölüyor,insanlık ölüyor…

Ama büyük resmi görebilmek adına hatırlamakta kesinlikle fayda var  ;

Suriye,1571 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş ve 403 sene boyunca Osmanlı Devleti tarafından yönetilmiştir.1.Dünya savaşı sırasında Osmanlı Devleti hakimiyetinden çıkmıştır.Buna müteakip 1920 yılında başlayan Fransa-Suriye Savaşı sonucunda bağımsızlığını yitirerek,1920-1946 yılları arasında Fransa’nın hakimiyetinde kalmış ve 1946 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir.

Suriye,Şubat 1958’de Mısır ile birleşmiştir.Mısır devlet başkanı Cemal Abdul Nasır’ın Suriye’deki siyasi partileri lağvetmesi ve Suriye ordusunu Mısır’dan yönetmeye çalışması üzerine,birlik dağılmıştır.Suriye’li bir grup subay 1961 yılında yönetime el koymuş,1963 yılında bir askeri darbenin ardından , Arap Sosyalist Baas Partisi yönetimi ele almıştır.

1963 yılında Baas Partisi’nin gerçekleştirdiği askeri darbenin ardından,olağanüstü hal ile yönetilmeye başlayan Suriye’de , 1971 yılından bu yana Esad ailesi iktidarı elinde tutmaktadır.

Tunus’ta başlayan ve 2011 Ocak ayında zirveye ulaşan (Arap Baharı olarak da nitelendirilen) halk hareketleri , Ortadoğu’daki problemlerin patlamasıydı ve uzun yıllar etkisini gösterecek, bir değişimin de tetikleyicisiydi.

Mart 2011’de ,Suriye’nin Güneybatı ucunda bulunan Deraa şehrinde yaşları 9 ila 15 arasında değişen,aynı aileden 15 çocuk,okul duvarına yazdıkları “halk rejimin değişmesini istiyor” sloganı nedeniyle alıkonularak,işkenceye maruz kalınca,çocukların yakınları protesto etmek amacıyla sokaklara çıktı.Kolluk kuvvetlerinin silahlı şiddetine maruz kaldılar ve bunun üzerine gösteriler;İdlip,Halep,Hama,Humus,Banyas ve Lazkiye gibi farklı şehirlere yayılarak,artık ölümü dahi göze alacak bir başkaldırıya dönüştü.

2011 yılı Mart ayından itibaren , 6 ay boyunca Cuma namazları sonrası gösteriler yaparak,barışçıl şekilde reformlar talep eden Suriye Halkı;taleplerini dile getirdi.Protestoların yayılması üzerine Beşar Esad; 2011 Mart ve Nisan aylarında yaptığı iki konuşmada “Parti kurma,sendikal haklar,daha özgür seçimler,sosyal adaletin sağlanması,farklı etnik kökenlere haklar tanınması”gibi,reformlar gerçekleştireceğini,tüm dünyaya ilan etmişse de , hiçbirini yerine getirmediği gibi,protestoların ilk birkaç ayı içerisinde dahi Deraa’da , yüzlerce insanın öldürülmesine sebep oldu.

Beşar Esad’ın reform gerçekleştireceği yönündeki umutların tükenmesiyle,barışçıl gösteriler,rejimin devrilmesi gerektiğini benimseyen bir başkaldırı hareketine dönüşmüş,Temmuz 2011’den bu yana da olaylar,ordudaki askerlerin muhaliflerin saflarına katılması,halkın silahlı rejim güçlerine karşı , kendini korumak için silahlanmasıyla seyir değiştirmiş ve artık ülkede bir “İç Savaş” başlamıştır. Yıllardır , baskılara,yolsuzluklara ve yoksulluğa karşı mücadele veren Suriye Halkı,bugün tam anlamıyla bir dram yaşamaktadır.

Savaşın ilk gününden itibaren Esad güçleri;çocuk,yaşlı,kadın demeden,sivilleri karadan ve havadan bombalamış ve defalarca insanlık suçu işleyerek,kimyasal silah kullanmıştır.21 Ağustos 2013’te Esad güçlerinin Şam’ın Doğu Guta Banliyösünde gerçekleştirdiği kimyasal silah saldırısında 1.300’den fazla sivil hayatını kaybetmiştir.

30 Haziran 2012’de,Cenevre’de gerçekleştirilen konferans sonucunda ; Cenevre I bildirisi kabul edilmiştir.Bildirinin hedefi Suriye’deki krizin çözüme kavuşturulmasıydı.Konferansta,Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulması üzerinde anlaşma sağlanmış,fakat geçiş sürecinde Esad’ın rolünün devam edip etmeyeceğine yönelik husus belirsiz bırakılmış,Suriye yönetimine uyarılarda bulunulmakla yetinilmiştir.

Ocak 2014’te bu kez Cenevre II toplantısı yapılmış ; Humus başta olmak üzere,bazı bölgelere insani yardım ulaştırılmasına,yardım koridoru açılmasına yönelik çerçevede,olumlu bir adım atılmış gibi görünse de ,taraflar daha masadan kalkmadan ; BM yetkililerinin Humus’ta saldırıya uğramaları,kararların hayata geçirilmesini olumsuz etkilemiştir.

Batı’dan her ne kadar yaptırım kararları,kınamalar gelse de ; bu süreçte Suriye’ye bir müdahale gerçekleşmemiştir.Beşar Esad, Eylül 2013’te ; batıda kendisine karşı yumuşama sağlamak amacıyla,kimyasal silahlarını teslim etmeyi kabul edince;ABD askeri müdahaleden vazgeçtiklerini açıkladı.İç savaş uzadıkça;Suriye içerisinde farklı direniş grupları , farklı ülkelerden beslendi ve ne yazık ki , savaş içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Suriye Ordusu ; sivilleri öldürmeye devam etti ve hala devam ediyor.200.000’in üzerinde insan öldü,savaştan kaçan,hayata tutunmaya çalışan milyonlarca kişi mülteci durumuna düştü.Ocak 2014’te ; Birleşmiş Milletler , Suriye’de ölü sayısını hesaplamayı durdurduklarını açıkladı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği , Suriye’de 3.247.539 mültecinin şiddetten etkilendiği için göç ettiklerini belirledi.İnsan Hakları örgütleri ise , bu rakamın çok daha fazla olduğunu doğruluyor.

İşleyen süreçte,büyük sıkıntılar yaşayan Suriyeliler için, bölgede DAEŞ terör örgütünün de etkin hale gelmesi çözümsüzlüğe çözümsüzlük katmıştır.DAEŞ terör ötgütü,Suriye’de krizin yayılmasıyla etkin hale gelmiş,hem Beşar Esad  güçlerine karşı koyan bağımsız yapılara savaş açmış , hem de sivilleri öldürmüştür.

“DAEŞ’in katliamları sonrası,Esed güçleri tarafından öldürülen 200.000 kişinin olduğu gerçeğinin perdelendiği de apaçık ortadadır.”Gerçekten de, devletler topluluğunun Suriye’deki gelişmelere bakış açısı değişti.Eskiden Esad rejiminin barbarlığı konu edilirken şimdi herkes DAEŞ’in insanlık dışı davranışlarını konuşuyor.DAEŞ yakarak, yüksek binalardan atarak ya da başlarını keserek öldürdüğü insanların görüntülerini dünyaya yayıyor. “İslam dinini bir paravan gibi kullanarak,İslamiyette yeri olmayan davranış tarzıyla belli ki İslamiyeti yok etmeye çalışıyor.”

15 Eylül 2014’te DAEŞ terör örgütüne karşı oluşturulan ve 40’a yakın ülkenin destek verdiği koalisyonun temsilcileri, örgüte karşı izlenecek stratejileri görüşmek üzere 21 Eylül 2014’te Fransa’nın başkenti Paris’te toplandılar.Bir çok ülkenin dahil olduğu koalisyon güçleri,2014 yılından bu yana DAEŞ’i vurmaktadır.

Barışçı halk hareketi olarak başlayan protestolar , kısa bir süre içerisinde iç savaşa ; iç savaş çözümsüzlüğe , çözümsüzlükler tüm dünyanın ortak mücadelede birleştiği daeş terör örgütü gibi daha büyük bir vahşete ve çözümsüzlüğe , Suriye Halkını hızla sürüklemiş görünüyor.

Elbet son 5 yıl içersinde hızla gelişen bu süreci ve ortaya çıkan çözümsüzlükleri , bu kadar basite indirgemek insan aklına ve mantığına sığmıyor. “Bölgede kronolojik sıralamalarla,rakamlarla açıklayabileceğimizden çok daha fazlasının yaşandığı,hesaplandığı ve planlandığı gerçeği,ne kadar perdelenmeye çalışılsa da apaçık ortada duruyor.”

Bugüne kadar yaşanan süreçte ; Kimyasal silahların sivillere karşı kullanılması,sivillerin toplu infazı,keyfi tutuklamalar,gözaltında kaybolma,işkence,cezaevinde öldürme,kadın ve çocuklara tecavüz,sivillerin yaşam alanlarını yok etme gibi sayısız insan hakkı ihlali yaşandı.

Yaşayarak,görerek acı bir şekilde şahit olduk ki ; dünyada mazlumları savunacak , zalime dur diyecek bir adalet sistemi henüz mevcut değil. “Dünya suskun,dünya görmüyor.Suç var,suçlu var ancak suçluya dur diyecek,suçluya cezasını çektirecek bir mekanizma aslında ne yazık ki yok(muş).” Uluslararası örgütler,uluslararası anlaşmalar,ülkelerin taraf olduğu statüler,dünyada düzeni vaat eden tüm sistemin,masumların da  ahıyla fiilen çöküşüne şahit oluyoruz.

Türkiye olarak,bu savaşı sonlandırmaya,tek başımıza gücümüz yetmiyor belki ama batının mültecilere karşı insanlık dışı yaklaşımını da gördükçe ; yaşanan bu süreçte tüm ülkeleri bir tarafa,Türkiye’yi bir tarafa koyarsak ; insani duruş ve yaklaşımından dolayı ülkemiz ile gurur duymalıyız.Bunca acının yaşanmaması için fazlasını değil,herkes elinden geleni yapsa yeterdi belki de…

Önemli değişiklerle sonuçlanacağı aşikar olan bu süreçte ; tarihi yaşayarak,tarihe şahit oluyoruz.Çözümsüzlüklerin ortasında,her gün vicdanımızı sızlatan çaresizliklere , insanlık dramına karşı, tek sığındığımız ve inandığımız ilahi adalet…!

                                                                                                                                 Av.Selihan Dicle ŞİMŞEK

(Kaynak : ihh insani yardım vakfı 2014 raporu,türkiye diyanet vakfı 2014 raporundan yararlanılmıştır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir